Algarve; Portekiz’in 5 bölgesinden (Azorlar ve Madeira hariç) en güneyde olanıdır. Kendinizi kızgın kumlardan, serin sulara bırakabldiğiniz yerdir Algarve.

Arapça’da, Batı Endülüs anlamına gelen El Garb’tan almıştır ismini Algarve. Birbirleriyle aynı gibi görünen; ama aslında farklı güzelliklere sahip olan kasabalarıyla ülkenin kuzeyinden çok daha farklıdır.
Lizbon’dan bindiğiniz trenin son durağı Faro’dur. Algarve’ın kucak açıp sizi beklediği yer… İsterseniz uçakla da gelebilirsiniz buraya. Üniversite şehri olan Faro’da kumsalın hemen yanıbaşında bir havaalanı bulunur. Güzel manzalaralar eşliğinde bir iniş yaparsınız.
Güney Ruhu
Artık güneydesiniz! Rahatlayın, derin bir nefes alın ve her şeyi akışına bırakın. Pek vaktinde gelmeyen otobüslere ya da bölgesel trene binip istediğiniz yöne gidebilirsiniz şimdi. Biz en doğudan başlayalım bu geziye ve Guadiana Nehri kıyısındaki Vila Real De Santo António’ya bir bilet keselim lütfen!
Sizi karşılayan küçücük ve sakin bir kasaba olan Vila Real, burada hiç yorulmayacakmışsınız gibi hissettirir size. Işlerini genelde ağırdan alan Portekizliler için harika bir yer bence. Batı ya da kuzeydeki kadar turist de ağırlamıyor burası hem. Bence en ilgi çekici yanı, karşı kıyının İspanya olması. Çok vakit almayacak bir kasaba turunun ardından, Portekiz ve İspanya sınırı olan Guadiana Nehri boyunca yürürseniz Atlas Okyanusu ile buluşabilirsiniz.
Atlas Okyanusu

Aslında Algarve’da okyanusla buluşmak için en güzel noktaları söyleyeyim mi size?
- Ilha de Tavira- Barreta (Issız Ada)
- Ilha da Culatra – Farol
- Fuseta – Ilha da Armona
- Ilha da Faro
Tavira, Fuseta, Olhão ve Faro öyle güzel ve bakir adalara ev sahipliği yapıyor ki, kusursuz bir fotoğraf karesine girmiş gibi hissediyorsunuz. Faro ve Barreta adalarına yürüyerek(epey yürüyerek) ulaşabilirken; diğer adalara giden tekneler kıyıdaki limanlardan kalkıyor belirli saatlerde. Adaya ulaşınca da kilometreler boyunca uzanan kumsala atıyorsunuz kendinizi.
Ne şehir gürültüsü ne de hava kirliliği… Sadece huzur ve uçsuz bucaksız Atlas Okyanusu… Ve deniz kabukları… Hayatınızda hiç görmediğiniz kadar deniz kabuğu görmek mümkün burada. Adaya ilk defa gelen kişileri hemen tanırsınız. Geldiği gibi deniz kabuklarını toplamaya başlar ve size sorar, “Siz neden toplamıyorsunuz?” Zamanla o da bu kabuklara basıp geçen ve deniz kabuğu toplayan yeni ziyaretçileri gülümseyerek izleyenlerden biri olur. (Ben de oldum.)
Tavira
Barril Adası’na yürümeye başlamadan önce kasaba merkezinde tosta yani Portekiz tostu yiyip, kahve içmek oldukça keyifli oluyor.

Tavira, Algarve’da bulunan kalabalık bir balıkçı limanı. Bu kasabanın etrafı portakal, incir ve badem ağaçlarından oluşan kırsal alanlarla çevrili. Kasabadan kısa bir yürüyüşle ulaşacağınız yer, 14 kilometre boyunca uzanan güzel beyaz kumlu Barril plajı!. Sahilde kum tepeleri arasında uzanan ve yerli halkın, “Cemitério das Âncoras” yani, “Çapalar Mezarlığı” dediği yer.
Tavira, yüzyıllar boyunca balıkçılık sektöründe başarılı olmuş; ancak balık stokları azalıp, balıkçılar işgalden vazgeçince bu çapalar sahilde pas tutmaya bırakılmış. İlk çapayı koyan kişi kim bilinmiyor; fakat devamını getirenlerin, bunun öykünmeye değer bir fikir olduğunu açıkça belli ediyor. Orkinos balıkçıları ve balıkçılık endüstrisi artık yerini turizme bırakmış burada. Bu garip mezarlıksa geçmişin hatırlatıcısı olarak duruyor.
Kübist şehir: Olhão

Algarve’deki en büyük balıkçı limanı olan Olhão, Moorish yani Fas-Arap tarzına benzer bir yapıya sahip küçük ve bir o kadar da sevimli bir başka kasabadır. Beni de bir yıl ağırlamıştır bu sevimli kasaba.
Kübist yapılarıyla hemen ilgi çeker çatısız düz tavanlı evler. Eskiden evin erkekleri balığa gittiği zaman, evde kalan kadınlar onları çatılardan izlerlermiş. Tuttukları balıklarla evlerine dönen beylerse, bu düz çatılarda balıklarını yıkar, temizler ve kurumaya bırakırlarmış.
Konserve balık üretimi büyük bir hızla devam ediyor bu kasabada. Özellikle de ton balığı… Ancak benim favorim, patê de sardinha yani sardalya ezmesi. Akşam yemekten önce, kızarmış ekmeğinizin üzerine tereyağ ile beraber sürüp yemek gibisi yok. Yanında da biraz sangria içerseniz, o akşam hiçbir şey moralinizi bozamaz sizin. (Bozarsa biraz daha sangria içersiniz.)
Caminho Das Lendas – Efsanaler Yolu
Bu küçük kasabanın bir de küçük bir sırrı var. Caminho Das Lendas, yani Olhão’nun efsanelerle dolu olan sokakları… Kıyıya paralel beş farklı noktada, beş farklı efsane yer alıyor.
Peki sırrı nedir bu efsanelerin? Yüzyıllar önce, genellikle gece vakti yapılan ticarete halkın tanık olması istenmemiş belli ki. Ticaretin ilerlemeye başladığı o yıllarda, bazı kişiler tarafından böyle şehir efsaneleri atılmış ortaya ki insanlar güneş battıktan, hava karardıktan sonra sokaklara pek çıkmasınlar. Böylece de tüccarlarlar rahatça alışverişlerini yapabilsinler. Epey de işe yaramış denilebilir. Şimdi bu noktalarda o efsanelere özgü heykeller ve efsanenin ne olduğunu anlatan yazılar yer alıyor.
Bir başka önemli nokta da, bu dar sokaklarda dolaşırken birbirinden güzel çiniler dikkatinizi çekiyor. Portekiz kültürünün bir parçası olan azulejos; yüzyıllardır evlerin, parkların, sarayların duvarlarını baştan başa süslüyor. Hatta Portekiz tarihini de anlatan sahneler yer alıyor bu çinilerin üzerlerinde. Dakikalarca gözlerinizi alamıyorsunuz ihtişamlarından.
Ria Formosa Doğal Parkı

Ria Formosa
Algarve’ın ev sahipliği yaptığı Ria Formosa Tabiat Parkı, eşsiz konumu nedeniyle Algarve’ın en muhteşem yerlerinden biridir. Rüzgarların, akımların ve gelgitlerin sık hareketi nedeniyle sürekli değişen benzersiz bir kıyı lagünüdür. Bu korunan bölgede; baraj adaları, bataklıklar, adacıklar, kum tepeleri, tuzlu çukurlar, tarım alanları ve ormanlık alanlar gibi etkileyici çeşitliliğe tanık olabilirsiniz. Kuş gözlemcileri içinse bir cennettir Ria Formosa. Çünkü bu alan Avrupa ve Afrika arasındaki göç yollarında durma noktası olarak çok önemlidir. Özellikle de renkli flamingolar için…
Algarve benim için medcezirin ne demek olduğunu kavradığım yerdir. Yükselen ve sonra bir anda tüm hızıyla çekilen okyanus suyu… Kumlar üstünde kalan tekneler… Susuz kalan yengeçler, istiridyeler… Akşamki yemek için masaları donatmaya hazır, çizmeleriyle bekleyen balıkçılar… İşte gelgitin tanımı bu! Ruh halleri gibi… Hatta tam da o meşhur şarkının sözleri gibi: “Vazgeçilir gibi değil bu medcezirler.”
Fuseta

Burası Ria Formosa lagününün doğu kıyısında yer alan şirin bir Portekiz balıkçı köyüdür.
Yoğun geçen bir haftanın ardından Fuseta sahiline gitmiştik bir Ağustos akşamı. Gün batarken yüzmenin, yüzerken akıntıya kapılmanın heyecanını yaşamıştık. Çantalarımızdan biraz şarap, biraz tekila çıkartıp, keyifle doldurduğumuz kadehlerimizi kaldırdık havaya. Güneş batar, ay doğarken… Hayatımda gördüğüm en güzel dolunaylardan biri oydu. Dizlerimin üstüne çöküşümü, sadece onu izlemek isteyişimi anımsıyorum. Günün yorgunluğu ay ışığında saklıydı artık.
Lagos, Portimão, Albufeira
Güne başlamanın en keyifli adresi ise Portimão ya da Lagos olabilir. Büyük kayaların, okyanusla buluşmasının görkemli görüntüsüne kaptırırsınız kendinizi burada. Ne kadar yol kattetiğinizin farkında olmazsınız. Sıcak yaz geceleri Lagos ve Portimão’da uzun sürerken; kışın sessizliğe bürünen şehir, yine yazı beklemeye koyulur.
Yaz iyi ve hoş olduğu kadar kalabalık da! Yazın turist patlamasının yaşandığı asıl yer, Algarve’ın tam ortası olan Albufeira. Akın akın gelen turistlere rağmen, kasabanın merkezi özünü korumayı başarmış. Arnavut kaldırımlı sokaklardan sahile inip, sizi görkemli mağaralara götürecek olan tekne turlarına dahil olabilirsiniz burada.
Son istasyon: Lagos

Güney bölgesindeki trenin batıdaki son istasyonu ise Lagos! Avrupa’daki ilk köle pazarının kurulduğu yer. 15. yüzyılın ortalarında kurulan bu pazara, satılmak üzere yüzlerce Afrikalı getirilmiş. Atlantik Köle Ticareti, dünya tarihinde yaşanan en büyük zorunlu göçtür. Mercado de Escravos yani, köle marketi müzesi şehrin merkezinde yer alıyor ve bu iç acıtan tarihe tanık ediyor sizi.
Eski dünyanın sonu: Sagres
Lagos’un ardından bir otobüs yolculuğuyla Sagres’e gidelim hadi! Lakin Avrupa kıtasının en güney batısı olan noktaya ulaşmak hiç de kolay değil öyle. Havaya kalkan ellere duracak bir araba varsa şanslısınız, yoksa tabanlara kuvvet! Deniz fenerini görene kadar yürüyeceksiniz. İşte eski Avrupa’nın bittiği noktada, dünyanın sonundasınız: Cape Saint Vincent

Algarve Ruhu
Her bir köşesi görülesidir Algarve’ın. Hele ki Algarve’da yaşamak demek onu keşfetmek demektir. Fırsat bulunan her an, her haftasonu büyük zevk ile bunu yapmayı gerektirir. Sandviçler hazırlanır, marketten biraz atıştırmalık alınır, çantadaki su şişesi doldurulup erkenden yollara düşülür. Güneş kremini ve şapkayı söylememe gerek bile yok.
Bazen trende uyuduğunuz olur, bazense kumsalda güneşin altında şekerleme yaparsınız. Mart, Nisan, Mayıs… Sonra yaz… Sonra Eylül, Ekim, Kasım, Aralık… Güneş burada her zaman yüzünü gösterir. Burası Algarve! Ilıman iklimi ve doğal güzellikleriyle, düşündüğünüzden çok daha güzel ve özel.

Bir kayanın altından kafanızı eğip geçer, sonra el değmemiş bir plaj tarafından karşılanırsınız. Orada unutulmak istersiniz. Kimse tarafından bulunmamak… Yanınızda gitarınız ya da ne bileyim çaldığınız bir enstrüman varsa, dalga sesleri memnuniyetle eşlik eder size. Yoksa da ıslık çalın ya da şarkı söyleyin. Doğayla başbaşa kalmanın tadını çıkarıp çıldırın.
Sörf yapın! Bu dalgalar boşuna bu kadar hiddetli değiller. Sizinle paylaşmak istedikleri var elbette. Paylaşın!
O an yudumladığınız bir kap kahveniz varsa, kahve kokusunun dalga seslerine karışmasını hissedin. Algarve dedim ben; ama ilham kaynağı desem daha mı iyiydi?

İnilecek, sonra da çıkılacak sayısız basamak var. Mavinin, yeşilin görülecek sayısız tonu var. Gün batımına, ay doğumuna kaldırılacak keyif dolu hatta hüzün dolu epey kadeh var Algarve’da.
Sağlığınıza!
Daha fazlası için:





