Makedonya gezisi planlanırken, Matka Kanyonu ‘ndan ziyade başkent Üsküp ve göl kıyısındaki Ohrid düşünülür genellikle. Matka Kanyonu ise aslında Makedonya’ya gitmek için tek sebebiniz bile olabilir. Öyle güzel, öyle yeşil, öyle bakir ki; sizi burada unutsalar bir daha hatırlanmak istemezsiniz. Doğa tutkunları, duydunuz mu?
2017 yazında YEU International’ın organize ettiği bir etkinliğe katıldım. Yunanistan’da başlayıp, Arnavutluk’ta devam eden etkinliğin son durağı Makedonya idi. Hem de göl kenarındaki Ohrid… Etkinlik sonu hemen eve dönmek istemiyordum ve Üsküp’te yaşayan yakın bir arkadaşımı ziyaret ettim. Martina’yla fırsat buldukça gezmeyi çok severiz, o da seveceğimi düşündüğü bir program yapmış ve “Yarın Matka Kanyonu ‘na gidiyoruz.” dedi gelir gelmez. Haydi o zaman!
Nasıl gidilir Matka Kanyonu ‘na?
Tercihen taksiyle ya da belediye otobüsüyle gidilebilir. Üsküp’te taksi fiyatları gerçekten çok uygun; ama uzun mesafeler için toplu taşımayı tercih etmekten yanayım ben her zaman. Üsküp’te şehir garajından 60 numaralı otobüse binmek gerekiyor Matka Kanyonu ‘na gitmek için. Otobüs bileti yaklaşık 4-5 Türk Lirası ve dolana dolana gittiğimizden mütevellit yolculuk aşağı yukarı bir saat sürüyor. İndiğimizde ise 10-12 dakika yürümek gerekiyor kanyona doğru. Kalabalığı takip etmek çoğu zaman hedefimize ulaştırdığı gibi yine işe yarıyor. E bir de yerel bir rehber olunca yanınızda, sizden iyisi yok! Ayrıca belirtmek gerekir ki, kanyona girerken herhangi bir ücret ödemiyorsunuz.
Ne yapılır?
Buranın aslında hala aktif olan eski bir baraj olduğunu öğreniyoruz Martina’dan. Biz turistler ise baraj gölünün etrafındaki alanı gezebiliyoruz ancak. Kanoya binen insanlar görüyorum ya da tekne turlarına çıkan turistler. Kimileri de kanyon boyunca uzanan patika yoldan yürüyerek devam ediyorlar turlarına. Biz de tekne ile ilerideki bir mağaraya gitmeye karar veriyoruz yerel rehberimizin tavsiyesi ile. Tur fiyatları yaklaşık olarak 35-40 Makedonya Dinarı, bu da 5-6 Türk Lirası’na tekabül ediyor.

Tekne Türkiye’den gelen turistlerle dolu ve onların keyifli ezgileri eşliğinde Matka Kanyonu ‘nu turluyoruz. Mağaranın önüne geldiğimizde, önce merdivenlerden yukarıya çıkıyor, sonra Vrelo Mağarası’nın içine doğru ilerliyoruz. Aşağıya indikçe bir üşüme alıyor bizi, içerisi epey soğuk ve ürkütücü. Neyse ki yanımıza şal almıştık, verilen bu doğru kararın haklı gururunu yaşıyoruz.
Vrelo Mağarası’nın içinde bir göle ulaşıyoruz ve dünyanın en derin yeraltı su mağarası olmasının nedenini öğrenmiş oluyoruz; derinliği hala net olarak bilinmiyor bu suyun. Hatta dünyanın en doğal yedi harikası projesine de aday gösterilmiş. Yarasaların da bizden pek hoşlanmadığını anlayıp, daha fazla üşümeye dayanamayarak teknemize doğru yol alıyoruz tekrar.
Tekneden indikten sonra bir kilise görüyoruz. Kanyonun merkezinde bulunan ve 14. yüzyılda yapılarak İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Andrew’e adanmış, dolayısıyla da ismi Aziz Andrew Kilisesi.
Tekne turunun ardından dilimiz, damağımız kuruyor ve bir şeyler içmek için kenarda bulunan restoranlardan birine oturuyoruz. Aç olsaydık, yemek yemek için harika bir yer olabilirdi burası; fakat biz bir şeyler içmeyi tercih ediyoruz bu yeşil doğanın içinde. Fiyatlar çok ucuz olmasa da, böyle turistik bir yer için normal karşılanabilir.

Peki ya kalmak istersek?
Tekne turu yaparken kanyon kenarında ufak ahşap evler çarpıyor gözüme. Meğer bu küçük ahşap evler günlük olarak kiraya veriliyormuş. Fiyatları konusunda net bir bilgiye ulaşamıyoruz; ama ucuz olmadığı gayet aşikar. Bir de Canyon Matka Otel var tarihi alanda yer alan. Biz de içecklerimizi bu otelin barında yudumlamıştık. Geceyi burada geçirmediğimiz için, konaklama konusunda bir yorum yapamayacağım; fakat zaten seçenekler bir hayli kısıtlı.
Üsküp’e dönüş yolu
Otobüs durağına doğru gidip, saatlere bakıyoruz. Durakta yazan saatte gelmeyen otobüsleri beklemekten yılıp, aşağıdaki bir köye doğru yürümeye başlıyoruz. Çok tekin yerler olmadığını söylemek gerek, yürürken dikkatli olmakta fayda var. Eğer kanyonun etrafındaki yol çok kalabalık olursa, otobüsler yukarı kadar çıkmaz diyor oradaki yerliler. Yanımızda Martina olduğu için kolayca anlaşabiliyoruz halkla; ancak İngilizce konuşan birilerini bulmak çok güç burada.
Biz otostop seçeneğini kullanıp, bir yerlinin bizi şehir merkezine giden diğer bir otobüs hattının en yakın durağına bırakmasını rica ediyoruz. Yaz sıcağının ortasında kliması olmayan otobüse binip, şehir merkezinin yolunu tutuyoruz böylece. Matka Kanyonu ‘nun doğal güzelliğiyle mest olan biz, buna eklenen yorgunlukla hava kararmadan kendimizi Üsküp’e atıyoruz.




