“Não sou nada. Nunca serei nada. Não posso querer ser nada. À parte isso, tenho em mim todos os sonhos do mundo.”
Fernando Pessoa
“Ben hiçbir şeyim. Hiçbir zaman hiçbir şey olmayacağım. Hiçbir şey olmak isteyemeyeceğim. Ama içimde dünyanın tüm hayalleri var.” diyerek hiçbir şey istememenin mutluluğunu anlatan Fernando Pessoa, değeri öldükten sonra anlaşılan Portekizli bir şairdir. Aynı zamanda bana başka bir dilde edebiyatı sevdiren kişidir. Bu söz, Portekiz gibi bir ülkeyi anlatmak için güzel bir başlangıç olur diye düşündüm. Kendisi, başında fötr şapkasıyla Lizbon’daki “A Brasileira Do Chiado” isimli kafenin önündeki masada oturuyor. Ziyaret etmek isterseniz, yanındaki sandalye boştur; ona eşlik edebilirsiniz. (Heykelinden bahsediyorum.)

Bir kitapta okuduğum ve hala aklımdan çıkmayan bir söz var Atlas Okyanusu kıyısındaki bu ülkeyi çok iyi anlatan: “Tanrı Portekizlilere küçük bir ülke verdi; ama bütün dünyayı onlara mezar yaptı.” Şöyle tarih derslerinden de hatırlayacak olursak, Portekiz uzun ve zengin geçmişi olan bir ülkedir. İyi zamanlar ülkesidir.
Bom dia! (Günaydın! / İyi günler!)
Bir Portekizli ile tanıştığınız ilk an, ondan bir öpücük alırsınız. Birbirinizi tanımıyormuş gibi değil de, sanki daha dün berabermişsiniz gibi hissedersiniz. Başka ülkelerden gelenler tarafından (özellikle de kuzey ülkelerinden), bu durum biraz garip karşılanıyor; ama sonunda buna alışılıyor ve zamanla onlardan biri olunuyor. Samimi ve yardımsever olan Portekizliler, ziyaretçilerin nereden geldiklerine bakmaksızın hepsini memnuniyetle karşılarlar. Dans etmeyi, gülmeyi, yemeyi ve içmeyi bir hayli sever; politikadan ve stresten uzak, kaygısız bir görüntü sergilerler. Kilometrelerce sahili olan bu ülkede insanlar hayatın keyfini çıkarıyor dersiniz, özellikle de güneyde, yani Algarve bölgesinde.
Tabi hayatın keyfini çıkaran bu insanlar hiçbir yere zamanında gidemiyorlar da. Bunu bilmek önemli; çünkü zamanında yapılan hiçbir toplantı, akşam yemeği yahut herhangi bir buluşmaya rastlamadım ben bir yıl boyunca. Ehh “No stress amigo” deyip devam edelim biz de.

Uyanmak için bir fincan kahve fikri burada da kulağa çok hoş geliyor. Portekiz’de kahve kültürü günlük yaşamın bir parçası ve neredeyse her köşede bir kafeterya var. Kahve içerken lezzetli Pastél de Nata’yı yani içi krema dolu turtayı tatmadan olmaz. Fakat hiçbir yer bu tatlıyı Lizbon’daki Pasteis de Belem gibi yapamaz. Lezzetin kaynağına ulaşmak içinse uzun bir kuyruğa girmelisiniz; ama kesinlikle buna değer.
Saúde! (Sağlığa!)
Turtanızın yanında bira içmek isterseniz de iki seçeneğiniz var: Superbock ve Sagres. Aslında bu tamamen başka bir başlık altında bile ele alınabilir; ama biz özet geçelim. Kuzeyde Süper Bock, güneyde ise Sagres daha çok tüketilir. Nerede ne sipariş ettiğinize dikkat etmeniz gerek, yoksa garip tepkilerle karşılaşabiliyorsunuz.
Bira her zaman iyi bir fikirdir; ama itiraf etmeliyim ki Portekiz şarapları diğer içeceklerden daha mühim. Kırmızı, beyaz, rose ve yeşil… Evet! “Yeşil şarap” bile üretiyorlar. Yemek öncesi hafif bir şeyler içmek isteyenler için kesinlikle öneririm.
Porto şarabının ününü hepimiz biliyoruz. Bu tatlı-sert şarabı Porto’da, Douro Nehri’nin kıyısında yudumlamanın tadıysa bir başka güzel.

Şaraplardan söz açılmışken, şişeleri kapattığımız mantar(cork) da Portekiz kültürü için önemli bir rol oynamaktadır. Dünyadaki mantar üretiminin yarısından fazlası Portekiz ve İspanya’dadır. Sadece şarap şişeleri için değil; mantar çanta, mantar ayakkabı ve mantar aksesuarlarının yapımında da kullanılırlar. Portekiz’e özgü bir hediye almak isterseniz aklınızda olsun. Çok güzel ve orijinal ürünler bulabilirsiniz, tabi fiyatları da kalitesiyle doğru orantılıdır bu ürünlerin.

Bom apetite! (Afiyet olsun!)
Akdeniz mutfağından etkilenmiş olan Portekiz’in öyle güzel tatları var ki… İspanya’nın tapas kültürünü duymuşsunuzdur; küçük mezeler yani. Petiscos adıyla aynı kültür burada da var, ona eşlik etmesi için de sangria pek tabii. Deniz ürünlerinin çeşitleri tek bir sayfaya sığmaz diye düşünüyorum; ama morina balığı ile yapılan bacalhau à brás tüm ziyaretçilerin favorisidir. Soğuk denizlerden gelen morina balığı ile yılın her bir günü için, yani 365 tane farklı tarifleri vardır Portekizlilerin. Damak tadınıza uygun bir lezzet çıkar eminim ki.
Vamos! (Haydi!/ Gidelim!)
Gezmek üzerine farklı tatlar arıyorsanız da, Portekiz’in pek bilinmeyen iki özerk bölgesi vardır Atlas Okyanusu’nun ortasında: Madeira ve Azor Adaları. Şehrin koşturmacısından sıkılmış iseniz, yemyeşil olan bu volkanik adalar, sıcacık termal suları, okyanusun ortasındaki muhteşem doğası ile huzurlu bir destinasyon olabilir. Bunların yanı sıra; Azorlar süt ve süt ürünleriyle, Madeira ise ahşabı ve şaraplarıyla söz ettirir adından. Bir de Cristiano Ronaldo’nun Madeiralı olduğunu eklemek gerek. CR7 Müzesi de buradadır.

Obrigado/a! (Teşekkürler!)
Hafta sonları her yerde futbol maçlarını izleyen insanlar görürsünüz. Futbol bir yaşam tarzıdır burada. Özellikle de Ronaldo’nun memleketinde olduğumuzu düşünürsek; haklı olarak onunla ve onun oyunuyla gurur duyuyorlar. Ancak yerel kulüplerin de pek çok taraftarı olduğunu söylemeliyim. Benfica ve Sporting Lizbon, bizim ligdeki Fenerbahçe ve Galatasaray gibidir. Benfica’nın 2016 yılındaki şampiyonluğunu sokaklarda kutladığımı hatırlıyorum. Hatta birkaç ay sonra da EURO 2016’yı Portekiz kazanmış, bu kez tüm millet sokaklarda coşkuyla bu şampiyonluğu kutlamıştık. Teşekkürler Portekiz!


Musica! (Müzik!)
Heyecanlı bir maç sonrasında o maçı unutup, Fado isimli halk müziğine kulak veriyoruz Portekiz’de. Fado hakkında hiçbir şey bilmiyorsanız, kulağa sadece melankolik bir müzik gibi gelir. Ancak bu melankolik müziğin üzücü hikayesinin sırrını öğrendiğinizde, sizi derinden etkiler. Hani; “Tanrı Portekizlilere küçük bir ülke verdi; ama bütün dünyayı onlara mezar yaptı.” demişti ya bir rahip; işte kadınların limandan yolcu ettikleri dönmeyecek sevgililerine, eşlerine yaktıkları ağıtlardır Fado. Genelde kadın olan vokale, Portekiz gitarı eşlik eder. Kadın Fado şarkıcılar tek omuzlarından çapraz uzanan siyah bir şal takarlar. Bu, en büyük Fado sanatçısı olan Maria Severa’ya olan saygının sembolüdür.
Dançar! (Dans!)
Duygu yüklü Fado halk müziğinin yanı sıra, özellikle gençler arasında moda olan başka bir müzik ve dans türü var: Kizomba. Nam-ı diğer adıyla; “Dünyanın en seksi dansı” Afrika dansları etkisini taşıyan bu tarz, kıpır kıpır eder içinizi. Bu ülkede hemen herkes biliyor bu haz verici dansı!
O fim do mundo! (Dünyanın sonu!)
Gelelim dünyanın sonu denilen noktaya varmanın hazzına… Eski dünyanın sonu diye anılan “The Cape of Saint Vincent” Portekiz’in, hatta Avrupa kıtasının en güneybatısında yer alır. Falezli kıyılardan oluşan Sagres’in bakir doğasında zaman harcamak, düşüncelerinizi esen rüzgara bırakmak enfes bir duygu. Bu en uç noktada yer alan tarihi deniz feneri ise 60 kilometre öteden görülebilen ışığıyla Avrupa’nın en güçlüleri arasındadır. Hakiki deniz feneri…
Por favor! ( Lütfen!)
Portekiz’in sayısız pek çok güzelliği var. Nasıl yaşayacağınızı ve nasıl eğlenileceğini biliyorsanız, harika zaman geçirmeniz için hiçbir şey sizi durduramaz. Okyanus kıyısında kendinizi rüzgara bırakın mesela. Okyanusun size sunduğu lezzetleri tadarken, taze üzümlerden yapılmış şaraplardan için. Etrafınıza bakın! Sokak sanatının ve grafitinin farkına varın. Güney bölgesini yani, Algarve’ı keşfedin. Doğal güzellikleri ve ılık iklimiyle sizi baştan çıkarmasına müsaade edin. İlginizi çekiyorsa, sörf tahtanızı alıp kocaman bir dalga bekleyin. Kesinlikle gelecektir!
Tchau!-Çav! (Hoşça kal!)




