Malta, Akdeniz’in ortasında üç farklı takım adadan oluşan minyatür bir ülkedir. Bilinen meşhur şövalyelerinin yanı sıra, pek çok doğal güzelliğe de sahiptir. Küçük şehirleri, Gozo ve Comino adaları ile Malta gezi rehberine başlayalım!

Akdeniz’in ortasında, Avrupa ve Afrika kıtalarının arasına sıkışmış bir ülkedir Malta. O kadar küçük ki; uçak alçalmaya başladığında, “Büyük bir dalganın burayı yutmayacağı ne malum!” diye düşündürür insanı. İstanbul’un yarısından daha küçük bir yüzölçümüne sahip, öyle hayal edin. Dil öğrenimininin yanı sıra, Malta gezi için de tercih edilcebilecek sevimli bir ülkedir diyebilirim. Özellikle de kısa süreli kaçamaklar için!
Malta, Gozo ve Comino
Aslında üç farklı takım adadan oluşuyor bu ülke: Malta, Gozo ve Comino. Hatta üzerinde yaşam olmayan ufak tefek birkaç ada daha var hiç bahsi geçmeyen. Nitekim Malta bu adaların en büyüğü ve en fazla nüfusa sahip olanı.
Gozo ise ikinci büyük ve meşhur Azure Window’un bulunduğu ada. Comino ise kristal deniziyle ünlenen üçüncü ada. Comino Adası’nda yaşayan dört kişiden birinin hayata veda etmesiyle, adada ikamet edenlerin sayısı üçe düşmüş geçtiğimiz yıllarda. Bir ada düşünün, üzerinde sadece üç kişi yaşıyor! Kulağa garip geliyor değil mi? Ama yazın yüzlerce insan akın ediyor bu adaya ve siz havlunuzu koyacak yer bulmakta bile zorlanıyorsunuz.
Malta’da şehirler arası seyahat etmek demek, İstanbul’da başka bir semte ya da ilçeye gitmekle eşdeğer. O kadar küçük ki, kaldığınız gün sayısı arttıkça adanın yüzölçümü daha da küçülüyor gibi hissediyorsunuz.
Bir benzetme yapmam istense şunu söylerdim; sanki siz Şirinlerden birisiniz ve sizi bu adanın içine koyuyorlar. Şirinler Köyü’ndeymişsişiz gibi; fakat dört bir yanınız denizle çevrili. Üstelik ulaşılabilecek en yakın kara parçası yüzemeyeceğiz kadar uzak mesafede! Şirinler köyümüzün merkezi ise Valletta.
Avrupa’nın en küçük başkenti: Valletta
Unesco Dünya Mirasları listesine alınan Valletta, Avrupa’daki en küçük başkenttir. Yapımı 16. yüzyıla dayanan bu güzel ve tarihi şehir, ismini meşhur Malta Şövalyeleri ya da bir diğer ismiyle St. Jean Şövalyeleri’nden biri olan Jean de Vallletta’dan alır. Bu konu Osmanlı’ya kadar gidiyor aslında, malum Malta Şövalyeleri’nin en büyük başarısı 16. yüzyılda Osmanlı donanmasına karşı gösterdikleri direniştir. Epey de övünürler bununla, haklı olarak. Hatta bazı Maltalılar Türk olduğunuzu öğrendiğinde, hafifçe gülümser ve bunun esprisini yaparlar. Nitekim Osmanlı’nın kuşatma girişimi, arkasında böyle güzel bir şehrin kurulmasına sebep olmuş.
Deniz kenarında yer alan Valletta’nın rakımı 50-55 metre. Yani bu demek oluyor ki şehir deniz seviyesinden epey yüksekte yer alıyor; her yanı surlarla çevrili ve aşağıdan yukarıya çıkmak bir hayli yorucu. Hatta bunun için 2012 yılında, the new upper Barrakka lift yani; Büyük Liman’dan (The Grand Harbour) yukarı Barraka bahçesine çıkan bir asansör bile yapmışlar. Cam bir asansörün içinde yukarıya doğru keyifli bir yolculuk yapıyorsunuz.

Barraka Bahçeleri çok geniş bir alana sahip olmasa da, çok huzurlu bir havası olduğunu söyleyebilirim. Seyir terasına doğru yürüdüğünüzde ise çok güzel bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Malta Şövalyelerinin ilk yurtları olan ve Valletta’nın tam karşısında yer alan üç şehri (The Three Cities) yani; Vittoriosa (Birgu), Cospicua (Bormia) ve Senglea’yı (D’Isla) bu seyir terasından görebilirsiniz. Ayrıca bir alt katta sembolik olarak her gün öğlen saat 12.00 ve 16.00’da top atışları yapılıyor. Bunu yukarıdan izlemekse çok daha keyifli.
Bahçeden çıkıp önemli devlet binalarının önünden geçip, trafiğe kapalı olan caddeden Valletta’nın kalbine doğru ilerleyelim hadi!
İngiliz Etkisi
Şehrin dar, yokuşlu ve merdivenli sokaklarında tüm binalar aynı renkte… Lakin bazı binaların renkli balkon ve cumbalarıyla, ilgi çekici bir hal almış bu sokaklar.
İngiliz tarzı kırmızı telefon kulübeleri var bazı noktalarda, İngiliz etkisi öyle kolay silinmiyor malum. Trafiğin soldan aktığını da, prizlerin İngiliz prizi olduğunu da ekleyeyim. Priz dönüştürücüsüyle gitmekte fayda var. İspanyol kültürünün etkisi ise “siesta” olmuş; böylece çalışanlar gündüzleri birkaç saat dinleniyorlar.
Valletta’da başta St. John Katedrali olmak üzere ziyaret edilebilecek kiliseler ve müzeler var. Zaten pek büyük bir şehir olmadığı için her şeyi görmek için zamanınız oluyor.
Valletta’yı kuşatan surlardan çıktığınızda bir otobüs durağı görürsünüz. Trition Çeşmesi’nin etrafından geçen bu otobüsler ile tüm şehirlere ulaşmak mümkündür. Aktarmalar da burada yapılıyor haliyle. Biraz deniz havası alayım derseniz de, kuzey tarafındaki limandan kalkan ufak teknelerle Sliema’ya ulaşılabilir. Sliema-Valletta tekne seferleri otobüse göre daha hızlı ve özellikle de çalışanlar tarafından tercih edilen bir seçenektir.
Sliema ve Saint Julian’s (San Giljan)
Yanyana yer alan bu iki şehir, Malta’nın en kalabalık bölgesi. Özellikle dil okulları ve büyük otellerin bu şehirlerde olması kalabalığın en önemli sebebleridir. Malum Malta ekonomisini ayakta tutan, adaya İngilizce öğrenmeye gelen öğrenciler ve turistlerdir. İşte bu kalabalık da çoğunlukla bu şehirlerde konaklamayı tercih ediyor. Sliema tarihi yapılı sokaklara sahip olsa da, şehrin deniz kenarında kalan kısmı uzun binalarla dolu. Alışveriş için de ideal bir yer burası. 2015 yılında The Point isimli, ülkedeki tek büyük alışveriş merkezi burada yer alıyordu. Şimdi duyduğumuza göre seçenekler artmış. Pek çok Avrupa şehri gibi burada da Pazar günleri alışveriş merkezleri ve dükkanlar kapalı.
Sliema diğer şehirlere kıyasla daha canlı. Kafe, restoran ve giyim mağazaları seçenekleri de epey çok.

Sahil kenarından kıvrıla kıvrıla yürüdüğünüzde, Malta’nın en uzun binası olan Portomaso iş kulesini görürsünüz. Bu demek oluyor ki Saint Julian’s (San Gilyan)’ta; yani büyük yahut küçük otellerin, dil okullarının, casinoların ve turizm odaklı işletmelerin olduğu eğlencenin merkezindesiniz.
Paceville – St. Julian’s
Barlar sokağı olan Paceville saatler ilerledikçe kalabalıklaşıyor, barlar doluyor, bardaklar boşalıyor. Özellikle Cuma ve Cumartesi günleri sabaha kadar kimse uyumuyor burada. Mekanların görevlileri içeri gelin diye “Free Cocktail” kartları tutuşturuyorlar elinize. Hepsinden alın, hepsini için ve sonrasında istediğiniz yere gidin derim. Kimileri de hırsızlık için fırsat kolluyor bu kalabalığın içinde, aman dikkat!
Mdina
Nam-ı diğer sessiz şehir… Öyle ki bir keresinde zamanın nasıl geçtiğini anlamayıp, şehrin sokaklarında kimsenin kalmadığını fark ettik. “Eyvah! Ya şehrin kapısını kapattılar ve biz burada kaldıysak ne olacak!” diye gereksiz bir panikle şehrin kapısına vardık. Meğer tüm dükkanlar erkenden kapanıyor; ama kapı 24 saat açık kalıyormuş. Bu arada bahsettiğim o kapı; Game of Thrones sahnelerinde pek çok kez gösterilen King’s Landing.

“Şehirde ne var da oyalandınız?” derseniz, sokaklarında sayısız fotoğraflar çekip, tüm dükkanları dolaşıp; sonra Fontanella isimli bir çay bahçesinde gül şarabı eşliğinde lezzetli kekler yiyerek geçirdik vaktimizi. Şehir epey yukarıda yer aldığı için, her yere hakim olan manzarasını izlemeye daldık. Şövalyeler gelene kadar Malta’nın başkentinin neden Mdina olduğunu anlamak zor değil.
Malta gezi rehberleri ya da haritalara baktığınız da, Rabat diye de geçer burası. Aslında ikisi de doğru; ama şöyle bir fark vardır: Rabat tüm bölge, Mdina ise surlar içinde kalan kısımdır.
Marsaxlokk ve St. Peter’s Pool
Malta’da güzel bir Pazar günü geçirmek istiyorsanız, erkenden Marsaxlokk’a gidebilirsiniz. Öğlene kadar bir pazar kurulur burada ve taze balık almak için en ideal yer. Sebze, meyve, giysi ve hediyelik eşya da satılır elbette; ama en güzeli taze deniz ürünleri. Ufak çupra ve levreklerin tadı hala damağımda… Hiç uğraşamam balık pişirmeyle derseniz de, yan yana dizilmiş balık restoranlarında bir şeyler yiyebilirsiniz. Bu balıkçı kasabası, güzel tekneleriyle ünlenmiş aslında. Güzel bir yürüyüş yapmak ve fotoğraf makinenizle kaliteli kareler yakalamak için muazzam!

Öğleden sonra pazar toplanmaya başlıyor dedik. Öğleden sonrası için başka planlarımız var tabii burada. Şapkamızı takıp, suyumuzu, atıştırmalıklarımızı hazırlayıp bir diğer noktaya doğru yürümeye başlıyoruz. 2.5 kilometre süren inişli çıkışlı bir yürüyüşün ardından, St. Peter’s Pool tüm bakirliğiyle karşılıyor bizi. Burası en doğalından bir yüzme havuzu… Yazın çok kalabalık olmasına rağmen yine de burada yüzebilir; hatta birkaç metre yüksekten suya atlayabilirsiniz. Bence kesinlikle yapın bunu! Güneşlenmek için de kayaların üzerine uzanıp, bu manzaranın tadı çıkarmak inanılmaz keyifli. Su tertemiz ve pırıl pırıl.
Kışın ziyaret ederseniz de sessiz, sakin bir manzarayla karşılaşırsınız. Rüzgarlı bir günde gitmenizi kesinlikle tavsiye etmiyorum yalnız. Buraya araçla ulaşamıyor olmak ve burada hiçbir yapının bulunmaması bu güzelliğin en önemli sebebi. İnsanlar tarafından henüz talan edilmemiş yerler görmek iç açıcı oluyor. St. Peter’s Pool, Malta gezi rotalarımızın baş tacıdır.

Blue Grotto
Mavi mağara anlamına gelen bu doğal güzelliği görmeye pek çok kişi geliyor. Araba kiralayıp gitmek çok daha mantıklı oluyor. Çünkü buraya gelen tek ulaşım aracı olan otobüsü beklemek ve geldikten sonra otobüsle dönüş yapmak tüm gününüzü harcamanıza sebep olabilir. Bir de havanın güzel olduğu günlerde, tekne turu ve dalış yapılabiliyor bu mağaralar içinde. Malta gezi programızı hava durumuna göre yapmalısınız, yoksa rüzgar sizi çok üzer. Şahsen pek çok kez beni çok üzdü. Blue Grotto’nun en tanınmış kişiliği ise baykuş Nina. Hemen girişte göreceğiniz bu baykuş, her geleni selamlıyor.
Gozo
Malta’dan kalkan feribotla ulaşabileceğiniz Gozo adası da pek çok tarihi yapıya sahip. Özellikle de kilise, kule, tapınak ve mağaraları ile ünlü. Kuvvetli rüzgar alan bu adada da falezler sebebiyle her kıyıda yüzmek mümkün olmuyor. Ramla Bay yüzmeyi mümkün kılan, altın kumlu sakin bir plaj. Yüzmek istiyorsanz şansınızı Ramla Bay’denyana kullanabilirsiniz. Gozo’da sightseeing otobüsleri ile günlük tur yaparak hemen her yeri görebilirsiniz; lakin çok fazla zaman kaybedeceğinizi de eklemeliyim. Çünkü otobüs her defasında adanın merkezine gelip oradan diğer bir noktaya hareket ediyor.
Azure Window
Malta gezi planı deyince, akla Azure Window gelirdi ilk. Adada dalış yapılan belli noktalar var ve meşhur Azure Window kıyısı bunlara dahil. Ancak Maltalılar bir sabah uyandıklarında, Azure Window’un yani Mavi pencerenin yerinde olmadığını, bir kısmının çökmüş olduğunu gördüler. Bu sadece onları değil, orada bulunmuş ve o güzelliği görme fırsatı yakalamış olan herkesi üzdü. En güzel fotoğrafların merkezi olan; hatta Game of Thrones çekimlerinde Kral Drogo ve Khaleesi’nin düğün sahnesi için kullanılan bu pencereden geriye sadece hatıralar kaldı. Kalbimizdesin Azure Window! Ve ayrıca profil fotoğraflarımızda…

Azure Wındow 
Azure Window Havuzu
Malta bir ada olmasına rağmen pek fazla plaja sahip değil. Yukarıda da bahsettiğim gibi etrafı falezler ve kayalıklarla çevrili. Bu sebeple de yüzmek istiyorsak iyi bir seçim yapmanız gerekiyor; Comino gibi!
Comino
Üç nüfuslu Comino Adası, kristal deniziyle bu ülkenin en popüler yeri olmayı başarmış. Brad Pitt, Truva’nın bir sahnesinde Blue Lagoon’daydı mesela. Adaya Malta’dan ve Gozo’dan kalkan teknelerle ulaşılabiliyor. Dikkat edilmesi gereken konu ise, can yakan deniz anaları! Bir de oldukça kuvvetli olan akıntı! Aman diyeyim, karşıda bulunan küçük adaya yüzmek kolay görünse de, açıldığınız an betonun içinde kulaç atmaya çalışıyor gibi hissediyorsunuz. Yaz mevsiminde cankurtaranlar epey iş yapıyor burada. Ben bile, boğulmak üzere olan bir genç bir kızı kurtarmıştım diğer insanların da yardımıyla.

Comino’da yüzmek haricinde ise huzurlu bir yürüyüş yapılabilir. Adada görülebilecek bir tapınak bulunuyor. Onun haricinde birkaç yapıdan başka bir şey yok. Olmasına gerek de yok, bu haliyele çok güzel.
Golden Bay ve Ghajn Tuffieha
Comino’dan sonra diğer favori plajlar ise Malta adasının batı tarafında yer alıyor. Altın rengi kumsalıyla Golden Bay her yıl pek çok turist ağırlıyor. Buradan tepelere doğru patika bir yol var ve o yolu takip ettiğinizde ise bir diğer plaj olan Ghanjn Tuffieha’ya varıyorsunuz. Akdeniz’in suları ile buluşmak için gayet uygun bir yer. Asıl güzel olan da o patika yoldan devam edip, ufak tepeye çıkıp bu enfes manzarayı seyre dalmaktır! Sağınız solunuz el değmemiş bir güzellikle kaplı. Suyunuzu, kahvenizi, sandviçinizi alıp bir öğününüzü burada geçirebilirsiniz mesela.
Popeye Village
Gelelim Malta’nın sembollerinden biri olan Temel Reis’in köyüne. 1980 yılında Robin Williams’ın başrolünü oynadığı “Popeye” için yapılmış ve sonrasında kimsenin gönlü razı gelmemiş bu film setinin yıkılmasına. Onlar da müze ve eğlence merkezine çevirmişler bu masal köyünü. 6.5 Euro (2015 yılı) ödeyerek içeri girip, tüm evleri ziyaret edebiliyorsunuz. Bu masal köyünde karşınıza bir anda Safinaz, Kabasakal ve Temel Reis kıyafetli birileri çıkabiliyor. Üstelik bir de şarap ikram ediyorlar size içerideki kafede. Güneşlenip, denize girebileceğiniz bir alan da mevcut. Hem de pırıl pırıl bir deniz. Yarım saati bulan tekne turu ise yakan güneşin altında tercih edilebilecek diğer bir seçenek. Eğer içeri girmek istemezseniz, yukarıdan köyü harikulade görebileceğiniz bir nokta var. Malta gezi fotoğraflarının en güzel kareleri bu noktadan çekiliyor, benden söylemesi.
Mgarr
Baharın müjdecisi cemreler sırasıyla havaya, suya ve son olarak toprağa düşerken, Festa Frawli’de de mis kokulu çilekler tezgahlara düşüyor. Baharın en güzel etkinliklerinden biridir Nisan başlarında yapılan Çilek Festivali. Çok büyük bir festival olmasa da oldukça sevimli olduğunuz söyleyebilirim. Tiyatro grupları, yöresel kıyafetleriyle dans eden ekipler ve çeşitli gösteriler yer alıyor festival kapsamında. Çileğin yanı sıra çilekten yapılan yiyecek, içecek ve tatlılar da yer alıyor tezgahlarda. Etkinliğin merkezi olan Mgarr, bir nevi çilek kokuyor bu günlerde. Şayet Malta gezi planınızı Nisan ayında yapma ihtimaliniz varsa, bu festivali de listenize ekleyebilirsiniz.
Şubat Karnavalı
Avrupa’nın pek çok yerinde düzenlenen karnavallardan biri de Malta’da yapılır. Şubat ayına denk gelen bu etkinlikte, özellikle Valletta’da farklı kostümler giymiş pek çok kişi görürsünüz. Barlar bu acayip giyimli insanlarla dolar, sokaklar parti alanına döner. Çeşitli geçiş törenleri yapılır ve herkes sokaklarda müzikler eşliğinde eğlenir. Kışın ortasında bize inanılmaz iyi gelmişti bu karnaval günleri.

Uluslararası Havai Fişek Festivali
Normalde havai fişekten hoşlanan biri değilim; ama her yıl Nisan ayı sonunda yapılan bu festival kesinlikle sıradan bir havai fişek gösterisi değil. Maltalı ve yabancı havai fişek fabrikaları tarafından bir yarışma tadında gerçekleşen bu gösteri öyle büyüleyici ki; bu güzelliği kaçırma endişesiyle gözünüzü bir saniye bile kırpmaktan kaçınıyorsunuz. Tüyo vermek gerekirse de, Valletta’ya erkenden gidip karşıdaki üç şehre karşı yerinizi almanız gerek. Öyle çok insan geliyor ki izlemeye, iyi ki erkenden gelmişim dedirtiyor bu kalabalık size. Hızlı olan kazanır yani! Valletta’nın yüksek bir şehir olduğundan bahsetmiştim. Metrelerce yüksekte surların üstünde oturmaktan dolayı bacaklarınızı hissedemeyebilirsiniz. Bir anda yükseklik korkusu belirdi mesela bizde. Aşağı bakmadıktan ve dikkatli olduktan sonra parıl parıl geçen bir akşamın tadını çıkarabilirsiniz.
Isle of MTV Malta
Her yıl Haziran ayında, Malta’nın başkenti Valletta’da düzenlenen bu müzik festivali pek çok müzisyeni ağırlıyor ve özellikle Avrupa’dan çok fazla turist çekiyor. O küçücük şehrin meydanı, tıka basa insanla doluyor. Seyahatiniz müzik festivali zamanınıza denk gelirse, kalabalıktaki yerinizi almalısınız!
Ne yenir, ne içilir bu adada?
Malta bir Akdeniz ülkesi olmasından dolayı, Akdeniz mutfağından pek çok yemeği sunuyor size. Adanın her yerinde makarna ve pizza yiyebilirsiniz öncelikle. Köşe başlarındaki büfelerden alınan pizzalar bile çok lezzetli oluyor. Sabahları kahvenin yanında pastizzi tercih ediliyor genelde; bizdeki poğaça ve boyoz arası olan bir atıştırmalık. Bence biraz yağlı; ama siz bilirsiniz yine de.

Restoranlarda her türlü et ve balık çeşidi mevcut; ama yanınızda bir Maltalı varsa tercih yapma konusunda şanslısınız. Sizi, lokal lezzet olan tavşan etini yemek için en güzel restorana götürebilir. At etini de deneyebilirsiniz, tamamen damak tadınıza kalmış. Başta önyargılı olsam da, sonra gayet lezzetli buldum ben.
Malta deyince ilk sorulan soru erik oluyor. Malta eriğini bırakın, yeşil erik bile yok adada. Hatta şöyle ki, Malta eriğini sadece bir kez pazarda görmüştüm o kadar. Sebze, meyveler genelde İtalya’dan ithal ediliyor; çilek ve deniz ürünleri ise yerel. Gozo’da haz dolu likörler, Mdina’da mayhoş şaraplar üretiliyor. Malta gezi sonrası tam da yanınızda getirmelik!
Ulaşım
Luqa Uluslararası Havalimanı, tahmin edilebileceği üzere ülkedeki tek havalimanıdır ve buraya İstanbul dahil pek çok şehirden direkt uçuş yapılır. Havaalanından şehir merkezine ulaşım bir hayli kolaydır. Hemen havalimanın önünden kalkan otobüsler ile Valletta ya da Saint Julian’s gibi şehirlere gidebilirsiniz. Malta’da otobüsle seyahat etmek epey zaman alıyor; ama bir şekilde varıyorsunuz. Trafiğin bize göre tersten aktığını hesaba katarak, araba kiralayabilirsiniz. İnsanın aklı gerçekten karışıyor, hele ki kavşaklarda! Hızlı ve kesin çözüm istiyorsanız da taksiler diğer bir alternatiftir.
Malta’da havayolu dışında kullanabileceğiniz tek ulaşım türü, Sicilya’ya olan feribotlardır. Valletta’daki büyük limandan kalkan feribotlar, iki saat süren bir yolculuğun ardından Sicilya’nın güneyinde yer alan Pozzallo limanına yanaşır. Feribot firmasının internet sayfasında zaman zaman yapılan kampanyalar takip edilerek, indirimlerden yararlanılabilir. Normal gidiş-dönüş bileti ise 90-110 Euro arasındadır. Feribotlar oldukça geniş, konforlu ve sallantılıdır. Akdeniz’in ortasında olduğunuzu hissettirir yani size.

Malta dili ve dini
Maltalılar kendi dilleri olan Maltaca’yı konuşmayı yeğleseler de, ülkenin diğer resmi dili olan İngilizce ile tüm işler halledilebilir. Sokak isimleri, caddeler ve durak adları Maltaca’dır. Bu dil kulağa, Arapça ile İtalyanca karışımı gibi geliyor. Benzer kelimelerimiz de var tabii. Örneğin, “Hoş geldin” demek için “Merhba” denir Maltaca’da.
Malta, dünyadaki koyu Katolik ülkelerden biridir ve bunun etkisiyle ülkede 365 tane kilise yer alır. Yani bu; yılın her bir günü için gidelebilecek başka bir kilise var demektir. 2011 yılına kadar boşanmanın yasak olduğu Malta’da, kürtaj hala yasal değildir. Hatta doğum kontrol hapı dahi keyfe göre alınamıyor. Avrupa’da kürtajın yasak olduğu ülkeler Polonya ve Malta’dır. Lakin tüm bunlara rağmen 2017 yılında eşcinsel evlilik yasallaşmıştır Malta’da.
Akdeniz’in ortasındaki minyatür ülke
6 ay boyunca kaldığım Malta, tüm özelliği ve güzelliğiyle evim gibi olmuştu benim. Küçük bir kaçamak yapmak isterseniz eğer, Akdeniz’in ortasındaki bu minyatür ülke hoş karşılayacaktır sizi. Hadi şirinleyelim!

Not: Malta gezi rehberi ile ilgili daha fazla bilgi için Visit Malta sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Malta’da dil eğitimi ile ilgileniyorsanız “Eğlenerek Öğrenmek: Malta’da Dil Eğitimi” yazısını okuyabilirsiniz.




