Kadın çalışmaları programı pek az kişi tarafından bilinen; lakin yıllar içinde giderek ün yapmış ve farklı disiplinlere önemli katkılar sağlamış, sağlamaya da devam eden disiplinlerarası bir bölümdür.
Peki bu bölüme giriş süreci nasıl oluyor? İstanbul Üniversitesi’nin yüksek lisans programına başvuru süreci ve bu sürecin ardında yatan bireysel ve toplumsal sebeplerle; “Kadın Çalışmaları”
2019 Eylül itibariyle öğrencilik hayatıma Kadın Çalışmaları bölümünde yüksek lisans yapmak üzere geri döndüm. Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olduktan sonra, hemen iş arama sürecine girmektense farklı deneyimler edinmeyi istedim. Yüksek lisans hiçbir zaman önceliğim olmadı. Aklım fikrim yurtdışına çıkmak, bu ülkenin dışında yaşananları bizzat gözlemlemek, dil öğrenmek ve yeni yerler keşfetmekteydi. Öyle de yaptım. Önce dil okuluna gittim, sonra bir AB projesinde gönüllü olarak çalıştım.
Yıllar içinde kendimi bambaşka ülkelerde, birbirinden verimli projelerde, harika insanların yanında bulmuştum. Öyle ki 2017 yılında iki üniversitenin yüksek lisans mülakat tarihiyle, Portekiz’de gerçekleşecek ve benim kolaylaştırıcı rolünde olacağım nefret söylemi üzerine yapılan projenin tarihleri çakışıyordu. Tahmin edebileceğiniz üzere, şansımı o projeden yana kullandım ve mülakatlara girmedim. Açıkçası yine olsa, yine aynı kararı veririm.
Mezun olduktan 5 yıl sonra yüksek lisans yapmaya karar verme aşaması nasıldı?
Öncelikle lisans bölümünün seçmekle başlayalım. 17-18 yaşlarında girilen üniversite sınavı sonrasında yapılan seçimlerin çok da sağlıklı olduğunu düşünmüyorum ben. Kimi genç aile baskısı, kimisi yüksek yahut düşük puan kaygısı, kimisi ise sadece lisans diploması elde etmek için okuyor seçtikleri bölümü.
Ancak yüksek lisans yapmaya karar vermek tamamen farklı bir süreç. Düşünüyor, değerlendiriyor, kendi içinde yaşadığınız keşif sonrası sadece ilgi alanınıza odaklanıyorsunuz. Söyleyecek sözünüz, yazacak yazılarınız var biliyorsunuz. Benim içinse kendimi bulduğum bu alan sivil toplum oldu. Sonrasında ise kazandığım bu pratiği, teorik bilgiyle harmanlamaya karar verdim.
Üniversitedeki en yakın arkadaşlarımdan biri, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Kadın Çalışmaları bölümünde yüksek lisans yapmaya hak kazanmıştı yıllar önce. Ders aldığı süre boyunca zaman zaman bana yazar, bazı konular üzerinde birlikte kafa patlatırdık. “Bu tam da senin okuman gereken bir bölüm! ” derdi hep. Bu söz benim için çok teşvik ediciydi elbette.
Yıllar boyu kadının ikinci planda bırakıldığını görmüştüm. Dil eril, siyaset eril, akademi eril, kamusal alan erkeklerin hüküm sürdüğü bir yerdi. Ataerkil yapı beraberinde erkek şiddetini getiriyordu. Fiziksel olduğu kadar psikolojik, sosyal hatta artık dijital olan şiddeti…
Erkek şiddete tanık olduğum her an müdahale etmeye çalıştım. 12 yaşındayken mesela… Gözü dönmüş kocasının fiziksel ve psikolojik şiddetine maruz kalan komşumuzu korumaya çalışırken ve gece yarıları ısrarla polisi arayıp yardım isterken… Lisede “sevgi” adı altında flört şiddetine uğrayan arkadaşlarımı ikaz etmeye çalışırken ya da… (Ki o zamanlar flört şiddeti tanımından haberdar dahi değilim; fakat bir şeylerin yanlış olduğu aşikardı.) Adana-Mersin otobüsünde seyahat ederken, “Kocamdan kaçıyorum, bulursa beni de çocuklarımı da öldürecek!” korkusuyla otobüse binen kadının ilgili makamlara sağ salim ulaşabilmesi için gerekli desteği sağlayıp, elini bırakmayarak mesela…
Müdahale edemediğim zamanlar da oldu ne yazık ki. Kocaları, babaları, erkek çocukları tarafından evde ekonomik şiddetin yanı sıra, psikolojik ve sosyal şiddete maruz kalan yakınlarıma yardım eli uzatamadım kimi zaman. Daha fazlasını yapmak için sahada olmak gerek diye düşündüm. Sivil toplumda gençlik çalışmaları alanında epey yol katetmiş ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunu her daim ön plana çıkarmaya çalışmıştım. Fırsat eşitliğinden söz etmiştim. Sahalarda her ne kadar aktif olsam da, bu pratiği teori ile birleştirmeyi amaçladım; böylece kolektif bir bilinçle daha sağlam adımlar atabilecektim. Kadın Çalışmaları, kendimi ait hissedebileceğim bir alan gibi göründü gözüme.
Kadın Çalışmaları Nedir? Disiplinlerarası Olmak Nasıldır?
Kadın Çalışmaları Yüksek Lisans Programı, Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı bir Ana Bilim Dalıdır. Disiplinlerarası olan bu program, kendi alanları içinde çalışmalar yapan akademisyenlerin bir araya gelerek oluşturdukları sosyal bilimler odaklı bir eğitim yapısını kapsar. Siyaset bilimi, iletişim, edebiyat, sosyoloji, psikoloji, felsefe, hukuk, tarih gibi disiplerin ortak bir paydada buluşmasını…
Programın amacı kadın çalışmaları ve toplumsal cinsiyet alanında oluşturulan teorik ve metodolojik konular hakkında gerekli bilgi ve anlayışı edinmenin yanı sıra, alan araştırmaları gerçekleştirmek ve akademik alandaki bağımsız ve adil bilgi üretimi, kavrayışı ve sunumunu sağlayabilmektir.
Sadece sanıldığı gibi kadınları kayırmak maksatlı kadın haklarını savunmak, korumak gibi kavramlardan bağımsız olarak; durum tespiti yapmaya, analiz etmeye yarayan ve toplumsal gerçeği ortaya koymaya yönelik yapılan çalışmalardır. Feminizmin düşmanının erkekler değil, ataerkil toplum düzeni olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitliği için bireysel olduğu kadar kolektif bir bilinçle hareket edilmesine vurgu yapılan çalışmalardır.
Kadın çalışmaları binasından çıkıp koşar adım Siyasal Bilimler Fakültesi ya da Edebiyat Fakültesine gittiğim zamanlar, çok daha iyi hissetmiştim bu disiplinlerarası olma mevzusunu. Filoloji profesörümüzden “Tarih Öncesi Çağlardan Antik Çağlara Anadoluda Kadın” gibi ilgi uyandıran bir ders alırken, iletişim profesörlerinden medya, görsel kültür ve toplumsal cinsiyet derslerini de alabiliyorduk.
“Neden Kadın Çalışmaları?” sorusuna ise benim cevabım; kadınlığın, kadınların görünür kılınmak için verdikleri mücadelelerinin, bilgi ile hayat arasındaki varoluşsal ilişkinin içinde olmayı seçtiğim için. Bir kadın olarak kendi hikayeme sahip çıkmak ve toprak altına atılan hikayeleri gün yüzüne çıkarmak için… Gelenek deyip arkasına saklandığımız kültür karmaşası için, geleceğe dair anlam haritalarının oluşturulmasında aktif rol almak istediğim için… Kişisel olanı kolektifle buluşturmak için…
Evet, bölümün adı Toplumsal Cinsiyet değil; Kadın Çalışmaları. Kadının adı var, çünkü kadınlar var.
İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları Programına Giriş Şartları Nelerdir?
Türkiye’de ilk defa İstanbul Üniversitesi’nde Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi kuruluyor ve bünyesinde bir de Kadın Çalışmaları Yüksek Lisans Programı açılıyor 1993 yılında.
Kadın Çalışmaları Yüksek Lisans Programına girebilmek için çeşitli koşulları sağlamak gerekiyor. Lisans ortalamanızın, ALES ve yabancı dil sınavından aldığınız puanların belirlenen limitin üstünde olması sizin online olarak başvuru yapmanıza olanak sağlıyor. Bu başvurunun ardından da mülakat yapılıyor ve aldığınız mülakat notu dahil olmak üzere bu dört puanın ortalaması alınarak bölüme girecek 20 kişi seçiliyor.
Peki Mülakatlar Nasıl Geçiyor? Sonuçlar Ne Zaman Açıklanıyor?
Bu hem sizin hem de mülakata giren hocaların enerjisine ve yönlendirmelerine bağlı diye düşünüyorum.
Temmuz 2019’da İstanbul üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde mülakat yapılacak olan salonun önü epey kalabalıktı. Hemen her yaş grubundan ve cinsiyetten aday vardı. Alfabetik sırayla içeriye aldıkları için epey beklemek durumunda kaldım. Sıra bana geldiğinde, asistan öğretim üyesi içeriye davet etti ve üç profesörün bulunduğu sınıfa girdim. İlk izlenim şahaneydi ve hocaların kibarlığı ile güleryüzü beni rahatlattı.
İlk olarak beni tanımak istediler ve neden bu bölümü seçtiğimi sordular. Kendi nedenlerimi ve isteklerimi sıraladım. Tüm bunları anlatırken ayrıntıları yakalayıp, o alanlarda sorular yönelttiler. Misal, ben toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine yaptığımız projelerden bahsederken o konuda daha derin konuştuk ve zannediyorum ki bu sayede hem ilgimi hem de bilgimi ölçebildiler. Hangi alanda çalışmak istediğim sorusu yöneltildi ve verdiğim cevaba hitaben o alanda bildiğim herhangi bir çalışma olup olmadığını öğrenmek istediler. Yani literatürde kimleri tanıyordum esasen. Akademinin yanı sıra, öğrenciyi tanımak maksatlı birkaç kişisel soru da yöneltildi ve hepsi de bölüme olan ilgimi anlamak amaçlıydı. Verdiğim örneklerin ve yaptığım açıklamaların ardından daha fazla soru yöneltilecek diye beklerken, teşekkür edip yeterli olduğunu söylediler ve mülakata son verdiler.
Mülakattan tam 10 gün sonra sonuçlar açıklandı ve evet kabul edilmiştim, hem de mülakattan tam not alarak! Bu da, çok yüksek olmayan ALES puanımı ve lisans ortalamamı dengeliyordu.
Yaklaşık 1.5-2 ay sonra da kayıtlar başladı. Belirli bir tarih aralığında yapılması gereken kayıt zamanında, eğitmeni olduğum projeyi yürütmek için Balkanlarda olmam gerekiyordu. Neyse ki yıllar önce bir projede tanıştığım arkadaşım vardı ve ona okul işlemlerim için vekalet verdim. Dayanışma böyle bir şeydi işte! Onun sayesinde okul kaydım da yapılmıştı. Bu arada biz de, Estonya’da yapılan bir gençlik değişimi projesinde tanışmıştık ve şimdi de bu harika insanla sınıf arkadaşı olmak üzereydik.
Kadın Çalışmaları Dersleri ve Hocaları
Ders seçimi yaparken bir hayli zorlandığımızı söyleyebilirim, çünkü birbirinden güzel ve içeriği zengin dersler var. Bilimsel Araştırma Yöntemleri ve Yayın Etiği, Feminist Teori ve Seminer dersleri zorunlu dersler zaten. Çağdaş Batı Tiyatrosu ve Sanatında Beden Kurguları, Osmanlı Türk Modernleşmesi ve Kadın, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde Nöroekonomik Yaklaşımlar, Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk, Medya, Görsel Kültür ve Toplumsal Cinsiyet ise seçmeli derslerin sadece bir kısmı.
Akademik kadro da bir o kadar zengin. Daha ilk haftalarda anladım ki, ben bu bölümde kendimi bulabiliyorum. Sadece derslerin içeriğinden değil, birbirinden değerli hocalarımızın yaklaşımları, paylaşımları ve bilgiyi aktarışları sayesinde hissediyorum bunu. Dikey bir ilişki kurmuyorlar bizimle. Her daim söz söylememiz için fırsat verilip, söylediğimiz söze değer veriliyor. Tüm bunların yanında büyük bir dayanışma içinde işliyoruz dersleri. İşte diyorum, sokaklarda “Yaşasın Kadın Dayanışması” diye bağırırken, bu güzel insanlar bu sözün anlamını akademide de hissettiriyorlar. Bölümün büyük çoğunluğunu kadın akademisyenler oluştursa da, erkek hocalarımız da var elbette. Bölümün de sadece kadınlara yönelik olduğu gibi bir algı oluşsa da; bizim dönemde 20 kişiden 4’ünü erkek arkadaşlarımız oluşturuyordu. Kadın Çalışmalarının artık erkekler tarafından da tercih ediliyor olması gerçekten çok mühim.
Son Söz Feminizm Üzerine
Yıllar içerisinde feminist mücadele sayesinde kadınlar lehine pek çok kazanım elde edildi. Feminizm sözü, fikri yaygınlaştırıldı. Daha iyi bir dünya yaratmak için kadınlar asırlık mücadele verdiler. Ancak bugüne kadar elde edilen tüm ilerlemeler kadına yönelik şiddet yoluyla yok edilebiliyor. Ne yazık ki toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadınlar ve kız çocuklarının yaşadığı küresel ve sistemik eşitsizliğin en uç biçimidir. Coğrafi, sosyo-ekonomik veya kültürel faktör tanımaksızın…
Kadına yönelik şiddeti sona erdirmek için kamuoyu algısı değiştirilmeli, özel ve kamusal alandaki çatışmaları çözmek için, şiddet içermeyen yollar bulmak için kültür ve gelenek engelleri kaldırılmalıdır. Kadın Çalışmaları bu alanda verilen tüm çabaların ciddiye alınması, herkes için eşit ve adil bir gelecek elde etme kararlılığımızı göstermedeki kilit noktalardan biridir.

Tarih boyunca haklarımızı elde etmek hiç kolay olmadı; öyle ki hala devam etmekte. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan bu cinsiyet, bu mücadeleyi sürdürmeye devam edecek. Paylaşarak, konuşarak, farkındalık yaratarak ve dayanışma ile… Daha eşit, daha adil, daha yaşanabilir bir toplum ve dünya için.
Asla Yalnız Yürümeyeceksin! ♀






