Ana Sayfa Ana Slider Kategorisi Kadın Çalışmaları

8 Mart Manifestosu: Dünya Kadınlar Günü

2021’in 8 Mart Dünya Kadınlar Günü teması; nesiller boyu eşitlik. Her gün cinsiyetçi söylemlere maruz kalırken, feminist mücadeleden asla vazgeçmeyen biz kadınlar ne istiyoruz peki?

Toplumsal cinsiyet içerikli günlük sohbetler bir yana son zamanlarda yaşadığım bazı deneyimler, 8 Mart’ın da geliyor oluşuyla içimdekileri yazıya dökme sebebim oldu. Bir yandan gençlik çalışmaları diğer bir yandan da kadın çalışmaları alanlarında faaliyet gösterip hak temelli projelerde yer alıyorum. Erkek egemen yapıya her alanda tepki gösteren, gelgelelim bu ataerkil toplumun içinde yetişmiş bir kadınım. Bunun arkasına saklanmak yerine, çocukluğumdan beri yaptığım gözlemler ve edindiğim deneyimlerle bu eşitsizliğin karşında yer alıyorum. Dahası o çocuk yaşımdan beri bu eşitsizliğin, adaletsizliğin bir şekilde farkındayım. 

8 Mart,  İzmir feminist gece yürüyüşü
8 Mart 2019, İzmir

Mücadelemi sivil toplum sayesinde pratiğe, akademi sayesinde de teoriye dökebiliyorum. Zaman zaman da karşınıza geçip, biraz daha açık konuşmak istiyorum sizlerle. Tüm kartlarımızı açarak, kendimizle yüzleşerek, egolarımızı bir kenara bırakarak… 

Her 8 Mart haftası geldiğinde, ülkeye de dünyaya da bir hareket geliyor kuşkusuz. Dijitalleşmenin de etkisiyle, ekranlarımızı aşağı doğru kaydırırken öznesi kadın olan reklamlarla karşılaşıyoruz. Billboardlar çiçekli böcekli kutlama mesajlarıyla kaplanıyor. 8 Mart geldiğinde ise, kadınlara verilsin diye çiçekler gönderiyor birileri sokaklara. Hatta işyerlerindeki masalara… 

Herkes bu kadar anlayışlı, her şey böylesine tıkır tıkır işliyorsa biz kadınlar neden sokaklardayız peki? Neden ellerimizde feminizm temalı pankartlar taşıyarak; dayanışma, eşitlik, adalet, hak, hukuk, özgürlük sloganları atıyoruz peki biz?

Feminizmi Anlamak: Ataerkil Yapının Karşısında Durmak

Feminizm sizi ürkütebilir. Feminizm sizi sarsabilir. Feminizme önyargılarla örülmüş bir duvarın arkasından bakarsanız; içeride yaşanan dayanışmayı ve verilen büyük mücadeleyi hissedemezsiniz. 

Feminizm erkeklerin değil, patriarkanın yani ataerkil toplumun ve bu toplumdaki eril tahakkümlerin düşmanıdır. Feminizmi anlamaya çalışırsanız aynı paydada buluşabiliriz. Ancak bilgi sahibi olmadan dolduğunuz fikirlerle feminizmi aşağılık göstermeye çalışırsanız, patriyarkanın ekmeğine yağ sürenlerden biri olursunuz. Cinsiyetçi kalıplarla yaşamaya devam edersiniz siz de. Sistem bunu çok sever; fakat insanlık için verilen mücadeleyi incitirsiniz. 

Hayatımızda belli bir grubu yahut ideolojiyi temsil eden kişilerle tanıştığımızda, o ideolojiyi o insanların yaklaşımından ibaret görmemeliyiz. Daha büyük bir pencereden bakmak için kullanabileceğimiz bir aklımız var ki, bizi diğer canlılardan ayıran temel farktır bu. Aslında bütüncül bir yaklaşımla ilerleyen; fakat yanlış genellemelerle tanımlanan feminizmin de maruz kaldığı durum tam da budur. 

Hayatlarımızda böyle genellemelerden öteye geçemeyen insanlar olabilir. Şayet kendi gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki; kadın ve LGBTİ+ bireylere karşı nefret dolu insanlarla çevrili etrafımız. Anlamadıklarını dışlamaktan ibaret olan insanlar… 

Erkeklere tahammülü olmayan kişilerin de varlığından söz etmemiz gerek bu noktada. Söz ederken de şu ayrımı yapabilmeliyiz; erkeklerden nefret eden bir kadının çok yüksek ihtimalle toprak altına attığı cinsiyet eşitsizliğine dair bir hikayesi vardır. Farkı görebiliyorsunuzdur diye düşünüyorum; fakat yine de açık konuşmakta fayda var. Bir grup karşı cinsiyeti kendine denk görmediği için kendinde onu aşağılama hakkı buluyor. Diğer bir grup ise yıllardır altında ezildiği ve artık bunu kabul etmediği için temel hak mücadelesi veriyor. Bağlamı anlamak yerine de eril söylemlerle bunu kendi tarafına çekmiş, feminizm ile bağdaştırmış ve koca bir genelleme yapmış insanlar beliriyor etrafımızda.

Peki asıl hikayeyi biliyor musunuz? Bilmek istediniz mi hiç? Görebildiniz mi o hikayenin içinde yatan anlatıları? Ben söyleyeyim, hayır. Ne görmek, ne konuşmak, ne de yazmak istediniz. Etiket yapıştırdınız, yaftaladınız, dışladınız; çünkü böylesi daha kolaydı.

Kadın Hakları İnsan Haklarıdır 

Kadın hakları ve kadınların hak mücadelesi dediğim anda, “Ne kadın ne erkek önce insan!” tepkisini, özellikle de erkek kimliğiyle tanıdığım arkadaşlarımdan sıkça duymaya başladım. Sahip olduğum bilgi ve deneyimler çerçevesinde her defasında mümkün olduğunca ayrıntılı ve anlaşılabilir bir düzeyde açıklamaya çalıştım bu kavramları. Ve neden var olduklarını…

Beni çok sarsan, şaşırtan yorumlar duydum son zamanlarda. Bu sebeple artık günün anlam ve önemine istinaden de bu düşünceleri yazıya dökme zamanı geldi. Şöyle ki; hayatında açıp da tek bir bilimsel rapor okumamış, aptal kutusunda izledikleri yanlı haberlerden öte bilgi edinmemiş, konuya sadece içinde yetiştiği ataerkil toplumdaki eril bakış açışıyla bakmaktan öteye geçememiş kişiler, kendilerini toplumun en eşitlikçi kişileri ilan etmişler. Dahası konuşmamız gereken konunun aslında sadece insan hakları olduğuna kanaat getirmişler. Feminist hareketin aşırı buldukları yanları varmış. Üstüne üstlük neden toplumdaki her bir bireyin hakkından ziyade, sadece kadın ve LGBTI+ haklarından söz edilmeli imiş.

Pozitif ayrımcılığın anlamını dahi bilmeyen ve “Asıl bu ayrımcılıktır!” diyebilecek, anlamlandıramadığım bir cesareti kendinde bulabilen kişilerle çevrilmiş etrafımız. Pozitif ayrımcılığı eleştirenlere, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini asgari seviyeye indirmek için ne önerirsin o halde diye soruyoruz. Tahmin edersiniz ki bizi bir adım ileri götürebilecek tek bir fikir duymuyoruz bu “eşitlikçi” bireylerden. 

Pozitif ayrımcılığı yanlış anlamak: Pembe otobüs örneği

Kadınları tacizden korumak maksatlı pembe otobüslerin, tramvayların uygulamaya konulmaya çalışıldığı bir toplumda yaşıyoruz biz. Sadece kadınların kullanabileceği pembe otobüsler “sayesinde”, taciz oranlarının düşürülmesi gibi sığ bir fikirle karşılaştık yıllar önce. Hayır efendim, hepimizin yaşadığı bu toplumda tacizi engellemek için alternatif yolları sunacağınız kesim tacize uğrayan kadınlar olamaz. Bizim pembe renkte (ki renklerin cinsiyeti mi olur konusuna girmiyorum bile) bir araca binmemizi, böylece tehlikeden uzak olacağımızı varsaymak; tehlikenin varlığını bariz bir biçimde kabul etmektir. Tehlikeyi yani tacizi ve tacizciyi meşru kılmaktır. Pembe olmayan otobüse binen her bir kadını ayrıştırmaktır. Bunun pozitif ayrımcılıkla, koruma ile hiçbir alakası olmadığı gibi açık bir şekilde hedef göstermektir. Ben tacize uğramamak için o otobüse binmeyeceğim. Sizler tacizcileri ifşa edecek, yaptırımlar uygulayacak ve benim emniyetimi her alanda sağlayacaksınız.

Bir kadın olarak erkek şiddetinden kaçıp size sığındığımda, 6284 sayılı kanun kapsamında bana sığınak sağlayacaksınız. Yetkiniz dahilinde, şiddeti uygulayan kişinin yanıma yaklaşmasını önleyeceksiniz. Erkek şiddetinin önüne ancak böyle geçilir ve kırılgan gruplardan olan kadınların emniyeti bu şekilde sağlanır. 

Toplumsal Cinsiyet Temelli Kadın Cinayetleri

Kadınların katledildiği böylesine bir dönemde, “Erkek cinayeti yok mu sanki?” cümlesi dahi kullanabilen akıllar var. Yukarıdaki toplumsal cinsiyet temelli örnekler bir yana, bu konuya daha büyük bir alan ayırmak gerekiyor. Konuya açıklık getirmek ve en temel toplumsal cinsiyet sohbetlerimizle bunun ayrımını yapabilmek gerekiyor öncelikle.

Şayet kadınlar ve erkekler tamamen eşit koşullarda yaşıyor, fırsatlara eşit bir şekilde erişebiliyor olsalardı, cinsiyet fark etmeksizin bir insanın öldürülmesini insan hakları çerçevesinde değerlendirir, bu çerçevede kınardık bunu. Gel gelelim ki kadın cinayetlerinde temel sebep, öldürülen kişinin “kadın kimliği”dir. Erkeklerin ağırlıklı olduğu diğer cinayet türlerinin aksine, kadınlar daha çok geçmişte yahut şu andaki partnerleri ve erkek olan aile üyeleri tarafından öldürülüyor. Üstelik Türkiye’de her gün kadın cinayeti işleniyor. Evet, dünyanın başka ülkelerinde de yaşanıyor bu cinayetler; fakat biz önce içinde yaşamaya çalıştığımız topraklardaki gerçek hikayeleri görebilelim.

Namus adı altında cinayetler işlenen bir toplumda hala, “Erkek cinayeti de var ama…” diyorsanız net olayım. Ahlak tanımıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan kişiler, kendilerine ahlak bekçiliği görevi atanmış gibi kendilerinde kadınların hayatlarını zindan etme hakkı görüyorlar. Hırsızlığa, yalana, haksızlığa yükselmeyen sesler; özne kadın olunca bir anda kulakları sağır ediyor. Bunca zaman her türlü yolsuzluğun olmasına müsaade edenler, karşılarında kendi istedikleri şekilde davranmayan bir kadın görünce ahkam kesiyorlar. Ahkam kesmelerine ses çıkarılmıyor üstelik. O kadınlar, kadın kimlikleri sebebiyle şiddete maruz kalıp, korkunç cinayetlerin maktulu oluyorlar.

Hayır, bana “Ama erkekler de öldürülüyor!” teziyle gelmeyeceksiniz.

Trafikte birbirlerine yol vermemişler ve bu sebeple çıkan kavgada biri diğerini öldürmüş diye, borcunu ödemeyen adamı gidip vurmuş diye, yolda yürürken omuz atmış ve sinirlenip karşındakini döverek öldürmüş diye erkek cinayeti teziyle çıkmayacaksınız karşımıza!

Bu ülkede, bu coğrafyada, bu dünyada kadınlar, sadece kadın kimlikleri yüzünden sizin eril sisteminizin bir parçası gibi görülüyor, üzerlerinden siyaset yapılıyor. Sizin kirli sohbetlerinize malzeme oluyor, egolarınızla tıkadığınız yollarda engellerle karşılaşıyorlar. Hayatta kalmak için sizin yazıp çizdiğiniz bu tiyatroda, kendilerine verilen rolü oynamak zorunda hissediyorlar. Reddettikleri noktada, psikolojik olduğu kadar sosyal, hatta fiziksel şiddete maruz kalıyorlar. Sırf bu sebeple kadınlar öldürülüyorlar!

Kaynak:Küresel Cinayet Araştırması 2019 Raporu

Black Lives Matter Hareketi: ABD 2020

İlk siyahi başkanına, hatta 2021 itibariyle ilk siyahi kadın başkan yardımcısına sahip olan birleşik devletlerde hatırlarsanız 2020 Mayıs’ında, siyahi bir vatandaş olan George Floyd polis şiddetine maruz kaldı. “Nefes alamıyorum!” dedikten sonra hayatını kaybetti. Takiben, Black Lives Matter yani siyahilerin yaşamları önemlidir toplumsal hareketi yeniden yükseldi ABD’de. Onu takiben de başka pek çok ülkede… ABD tarihinin hala en büyük problemlerinden biri olan ırkçılık böyle zalim bir şekilde yeniden cereyan edince, #blacklivesmatter etiketiyle sokaklarda olduğu kadar sosyal medyada da büyük bir protesto başladı. Bazı insanlar bu ifadeyi çatışmacı ve bölücü olarak yorumlayıp, diğer ırkların dışlandığı algısını yarattılar. Akabinde All lives matter yani Tüm hayatlar önemlidir ifadesi karşılık olarak çıktı ortaya. Anlaşılan o ki tüm yaşamların eşit olduğunu çünkü hepimizin insan olduğunu iddia ediyordu bu fikrin sahipleri. Öylesine kestirip atılacak bir konu değildir oysa bu. Bu bir koruma ve tanıma çağrısıdır.

Black Lives Matter, diğer yaşamların önemli olmadığı anlamına gelmez. Siyah insanların damgalandığı, ötekileştirildiği ve ayrımcılığa uğradığı bir dünyada BLM hareketi, siyahların yaşamlarının da önemli olduğunu vurgular. “Siyahların Hayatı Önemlidir” hareketine “Tüm yaşamlar önemlidir” şeklinde yanıt vermek, siyahlara karşı ırkçılık ile ilgili özel konuşmayı raydan çıkarır. Dolayısıyla, “tüm yaşamlar önemlidir” tüm insanlığın değerini yücelten masum bir terim olmaktan çok uzaktır.

Bu konuda pek çok kez yazıldı çizildi. Los Angeles’ta yaşayan sevgili arkadaşım Alan da konuyla alakalı olarak bir video hazırladı. sizinle de paylaşmak isterim.

Aklı çok çalışmayan birinin bile anlayabileceği düzeyde anlatmak

Şimdi BLM örneğini neden verdiğimi merak ediyorsunuzdur. Bazı teorileri ve hareketleri, pratikler üzerinden anlatmak, karşı tarafın algılaması açısından çok önemlidir. Dilimize bir deyim olarak yerleşen tabiri kullanmak isterdim burada; fakat başıma gelebileceklerden endişe duyduğumdan kullanamıyorum. Aklı çok çalışmayan birinin bile anlayabileceği düzeyde anlatmak diyelim biz buna.

Feminist hareket ile black lives matter hareketinin benzeştiği noktalar var. (Aynıdır demiyorum altını çizerim buranın.) Farklı coğrafyalarda, farklı gruplardan insanların dezavantajlı duruma düşmeleri, bu tarz toplumsal hareketlerin devamını getirecektir. Bizler de tüm hayatlardan aynı ölçüde konuşabilmek için, önce koşulları eşit kılacağız.

Feminizmin Ayak Sesleri: Kadın Dayanışması

Tarih, coğrafya, politika, bilim, tıp, edebiyat, sanat… Her alan eril tahakkümün altındayken bile sesini duyurmaya çalışan kadınlar oldu tarih boyunca. Şimdi teknolojinin de etkisiyle hem biz dünyanın bir ucunda yaşayan kız kardeşlerimizin sesi olabiliyoruz, hem onlar bizim yaşadıklarımızı an be an takip edebiliyorlar artık. 

Sevgili kadınlar! Haklarımızı elde etmeye çalışmak tarihin hiçbir döneminde kolay olmadı; öyle ki hala devam ediyor. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan bu cinsiyet, bu mücadeleyi sürdürmeye devam edecek. Paylaşarak, farkındalık yaratarak, ses çıkararak!

Bugün 8 Mart 2021 ve nesiller boyu eşitlik sloganıyla kutladığımız bu kadınlar gününde ben, en temel hakkım olan özgürce yaşamayı istiyorum. Korkmadan, dışlanmadan, güvende hissederek yaşamak istiyorum.

Feminist yürüyüş, Istanbul

En yakın arkadaşım sokakta istediği kıyafetle, istediği kişiyle, istediği saatte yürüyebilsin istiyorum.

Annem, teyzem, halam, komşum evin içinde psikolojik, ekonomik, sosyal şiddete maruz kalmasın istiyorum.

Kuzenim çalıştığı işyerinde, aynı pozisyonda çalıştığı erkeklerle aynı maaşı alsın istiyorum.

Arkadaşım çocuk doğurmaya da, doğuracağı çocuk sayısına da, hamileliği sonlandırmasına da kendi karar versin istiyorum.

Eşcinsel arkadaşlarım sadece var oldukları için nefret söylemiyle, nefret suçuyla yaşamak zorunda kalmasınlar istiyorum.  

Tanımadığım her bir kadın, özgürce sosyal medyada kendi istedikleri paylaşımları yaparken, mesaj kutuları taciz mesajlarıyla dolmasın istiyorum. 

Yolda erkek şiddeti gören kadına yardım etmeye gittiğimde; bekçisi de, polisi de, sağlıkçısı da o kadını emniyette hissettirsin, yaşadığı cehenneme geri göndermesin istiyorum.

Ben bir kadın olarak yaşamak istiyorum, bizler kadınlar olarak eşit koşullarda, özgürce yaşamak istiyoruz. 

Birlikte daha güçlüyüz!

Sevgili beyler! Böylesine büyük bir mücadelede sizin de desteğinizi almak çok büyük önem teşkil etmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların üzerinde çok daha büyük bir olumsuz etki bırakıyor olsa da; erkekleri de bir o kadar etkilemektedir. Maço olmaya, “adam” olmaya, evine bakmak zorunda olmaya, kendini belirli renkler ve hobilerle kısıtlamaya, psikolojik olduğu kadar sosyolojik olarak da baskı altında bırakmaktadır.

Bu cinsiyet belası bir anda çözülecek bir olgu değildir elbette. Lakin okumak, anlamak, araştırmak, analiz etmek ve en önemlisi sesini çıkarmakla başlar değişim. Dilde, bakışta, davranışlarda başlamalı değişim. Söylemlerimize bilhassa dikkat ederek, doğru düzgün bir dil kullanabilmeliyiz, “adam gibi” değil. Kadın demekten çekinmemeliyiz. Geçmişteki hatalarımızla yüzleşebilmeli, o hataları yinelememek için var gücümüzle birbirimizin yanında olmalıyız.

#Metoo gibi, #heforshe gibi online kampanyalar ve hareketler, uygulanan pozitif ayrımcılık ilkesi ve konulan kotalar ile eşitsizliği bir nebze de olsa azaltabiliriz. Bu yolda, toplumsal cinsiyete duyarlı politikaları hep beraber desteklemeliyiz.

İstanbul Sözleşmesini uygularsak yaşayabiliriz. Eşit, adil, özgür, fırsatlara ve bilgiye eşit bir şekilde erişebilen bir toplum seviyesine ulaştığımız takdirde böyle çağ dışı mevzular yerine; sadece bilimden, ilimden, hayattan keyifle söz edebileceğiz zaten. O zamana kadar da sokaklarda, meydanlarda, sosyal medya platformlarında sesimizi çıkarmaya, birlik olmaya, dayanışma içinde hareket etmeye devam edeceğiz. Yalnız değiliz ve bu yolda asla yalnız yürümeyeceğiz.

8 Mart 2020, İstanbul

Dayanışma içinde nice 8 Mart’lara!

Teslim olmak yok, ya yol açacaksınız biz geçeceğiz ya da o yoldan çekilmek zorunda kalacaksınız. Bu bir mücadele ve biz bu mücadenin peşini asla bırakmayacağız. Omuz omuza, dayanışma içinde, gücümüze güç katarak…

Şimdi müsadenizle, hayatının her döneminde farklı mücadeleler vermiş ve vermeye devam eden kadın arkadaşlarımın 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutlarım. Dayanışma içinde nice 8 Mart’lara sevgili kadınlar. Yaşasın 8 Mart, yaşasın kadın dayanışması! 

universelinblog