Erasmus Plus kapsamında; Estonya’da
“Youth Exchange” yani, “Gençlik Değişimi” projesi için iki hafta geçirdik. Hem de konumuz, toplumsal cinsiyet idi!

– Merhaba, Selin ile mi görüşüyorum?
+ Evet, buyrun?
– Selincim, TOG’dan arıyorum. Başvurmuş olduğun Estonya’daki gençlik değişimi projesine seçildin ve eğer kabul edersen senin Türk grubunun lideri olmanı istiyoruz.
Önce bu işi daha tecrübeli biri varsa ona bırakmayı yeğleyip, sonra o kişinin de gelmeme kararı alması üzerine kabul ettim. İlk yapmam gereken grupta bulunan diğer altı kişi ile iletişime geçip, projeye kadar irtibat halinde olmaktı. Bir projeye katılmak demek, oraya kendi kültürünle beraber gidiyor olmak demektir. Bunu bir zorunlulukmuş gibi söylediğimi zannetmeyin, bu hep böyledir. Kendi kültürüyle hiç alakası olmayan bir birey dahi, kendi kültürünü yansıtıyordur böyle uluslararası bir platformda. Hele ki bizim konumuzun Toplumsal Cinsiyet(Gender) olduğunu düşünürsek, yetiştiğimiz kültürde paylaşılacak çok detay var.
Gençlik değişimi programı, Ulusal Ajansın Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programlarından biridir ve Erasmus Plus’ın Anahtar Eylemlerinden(Key Action 1) Gençlik Hareketlilik başlığı altında yer alır. Daha net bir şekilde şöyle göstereyim:

Erasmus Plus –> Gençlik(Youth) –> KA1- Ana Eylem1 (Key Action 1) –> Bireylerin Öğrenme Hareketliliği (Mobility of young people and youth workers) –>
>Gençlik Değişimi (Youth Exchanges)
>Avrupa Gönüllü Hizmet -AGH (European Voluntary Service-EVS)
>Gençlik çalışanları için Eğitim Kursları, Seminerler(Trainings, Seminars, Study visits…)
18-30 yaş aralığındaki gençlerin başvurabileceği Avrupa Gönüllü Hizmeti... Gençlik çalışanları için olan eğitim kursları, seminerler… Ve yine 17-30 yaş aralığında olan gençlerin katılabildiği; azami olarak 21 gün süren gençlik değişimi projeleri…. Gençlik değişimi, bir akran eğitimi ve resmi olmayan bir yaygın eğitimdir. (Non-Formal Education)
Peki aslında nedir gençlik değişimi?
Biz tüm başlıkların içeriğini birinden dinlerken, kendimiz de pek çok şey katabileceğimiz anlamına gelmektedir. İçeriği biz zenginleştireceğiz ve bunu bilgi alışverişine, değişim programına çevireceğiz.
Estonya’daki bir kuruluşun ev sahipliği yaptığı projenin konusu, Toplumsal Cinsiyet (Gender) idi. Asıl başlık ise şöyleydi, “Kültürlerarası öğrenme yoluyla cinsiyet eşitliği” (Gender Equality through intercultural Learning – GET in Learn) Programda 5 farklı ülkeden toplamda 32 katılımcı yer alacaktı. Katılımcıların geldiği ülkeler; Ermenistan, Estonya, Fransa, Yunanistan ve Türkiye. Hiç tanımadığım 31 kişi demekti bu.
Her grubun bir lideri olmak zorundadır değişim programlarında ve eğitmenlerle sürekli iletişim halinde olmak demektir bu. Bir nevi grup için kolaylaştırıcı vazifesi görür liderler.
Hazırlık süreci
Uzun telefon konuşmaları… Sürekli gönderilen elektronik postalar… Vize başvurusu için evrak toplama… Vize görüşmesi, sigorta, bilet, kışlık kıyafetlerle dolup taşan bavul…Yedi farklı çıkış noktasından sonra Atatürk Havalimanı’nda buluşan 6 kadın 1 erkek…
Yakalarımıza kırmızı karanfil takmaya lüzum kalmadan tanıdık birbirimizi. Sanki daha önceden tanışmışız gibi bir hava; ama aynı zamanda beklentilerden farklı olan gerçekler vardı; “Aa sen baya uzunmuşsun.” “Senin gözlerin ne kadar güzelmiş.”
Kültürel gecede sunulmak üzere Duty Freeden çıkmadan alınan iki şişe rakıyla, biletimizde yazılı olan kapımıza doğru ilerledik. Tanışma faslını atlattık da, peki biz neler yapacağız oraya gidince? Tamam, konumuz “Toplumsal Cinsiyet” ama…
Kafalarda pek çok soru, valizlerde pek çok eşya, içimizde büyük bir heyecan ve üşümeye hazır bedenlerimizle bindik uçağımıza. İlk defa yurtdışına çıkıyor olmanın sevincini taşıyan da vardı aramızda, ilk kez uçağa binmenin heyecanını yaşayan da.
İlk durak: Letonya

3 saatlik bir uçuş sonrası Letonya’nın başkenti Riga’ya indik. Sıra geldi Estonya vizesiyle Letonya pasaport kontrolünden geçmeye. Görevli soru sormadan ben tüm açıklamayı yapmış bulundum; “Biz 7 kişilik bir grubuz ve Estonya’da gerçekleşecek olan Erasmus Plus gençlik değişim programına katılacağız. Buradan Estonya’ya geçeceğiz ve dönüşümüz de oradan olacak. Evet, hepimizin sigortası var. Teşekkürler.” Aynı sorulara sırayla cevap verip pasaport kontolünü geçmiş olduk ve kocaman valizlerimizle şehir merkezine doğru yol aldık.
Şehir merkezine nasıl gideceğiniz, yolun ne kadar süreceği ve ne kadara mal olacağını önceden araştırmanın verdiği rahatlık bir yana; çok ağır eşyalarla nasıl gezeceğimizin telaşı diğer yana. Hiç tanımadığım altı kişiyle beraber, hiç bilmediğimiz bir coğrafyadaydık. Soğuk bir coğrafya… Riga, mütevaziliği ve paklığıyla karşıladı bizi. Hafif çiseleyen yağmur, gri gökyüzü ve arnavut kaldırımlı sokaklar… Eski şehrin göbeğinde fotoğraflar çekiyor, yürüyor, etrafa bakıyor ve bir yandan da birbirimizi tanımaya çalışıyorduk.
Kış vakti kuzeydeyiz, hava zaten kapalı ve karanlık erken çökecek buraya biliyoruz. Bir an evvel bizi Tartu’ya, Estonya’ya götürecek otobüse doğru harekete geçmeliyiz.
Program Estonya’da ise neden Letonya’ya gittik onu da açıklayayım. Tüm masraflarınız Erasmus Plus tarafından karşılandığı için belli bir bütçeniz var, ona göre hareket etmeniz gerekiyor. Programdan iki üç gün önce gidip orada kalıp, sonra programa katılamıyorsunuz ne yazık ki. Maksimum bir iki gün tolerans gösteriyorlar. Biz de Letonya’nın yakın olmasını fırsat bilip sabahki uçakla Riga’ya inip orayı da görme şansı yakaladık. Akşama doğru otobüs terminaline ulaşıp, 4 saati bulan yolculuğun ardından Tartu’nun Elva kasabasına, projenin yapılacağı yere gelmiştik.
Asıl destinasyon: Estonya

Elva, Tartu
Dışarısı inanılmaz soğuk, içeresi mayıştıran sıcaklıktaydı. Estonya ekibi hazır ve heyecanlı bir şekilde bizi bekliyordu. 12 gün boyunca ormanın içinde bir spor merkezinde kalacaktık. Bu demek oluyor ki en yakın otobüs durağı birkaç kilometre ötede!(kestirmeleri kullandığımız takdirde) Odalarımız hazırlanmış, oda arkadaşlarımız belirlenmişti. Nasılsa iki hafta buradayız deyip iyice yerleştik odaya, bu işin toparlanma faslını hesaba katmadan.
Tüm katılımcılarla beraber 32 kişi olması planlanan büyük grup yavaş yavaş tamamlanıyordu. Önce hazır olan akşam yemeğini yiyip, sonrasında ise katılımcıları ertesi gün erkenden buluşmak üzere odalarına gönderip grup liderleri toplantısı yaptık.
Projenin 12 günlük programı hazırdı; fakat proje koordinatörü ve eğitmenler bizlere ön bilgilendirme yapıp, bizlerden destek ve yardım bekliyorlardı normal olarak. Her gün önce kendi gruplarımızla, sonra liderler ve eğitmenlerle gün sonu değerlendirmesi ve geri bildirim toplantısı yapmak üzere anlaştık.
İlk günün sabah seansı, bir klasik olduğu üzere birbirimizi tanımaya dayalı oyunlarla başladı. Onlarca ismi akılda tutmak için epey çabaladık. Öğleden sonra Erasmus Plus ve gençlik hareketliliği üzerine yaptığımız seans başladı. Sonrasında da eğitim türlerinden bahsettik; formal, yaygın(non-formal) ve informal eğitim. Sonuçta biz de non-formal bir eğitim için buradaydık. Hatta seanslar sonrası durmak bilmeyen sohbetlerimizle informal eğitim gerçekleştiriyorduk. Katılan pek çok kişinin ilk gençlik değişimi projesi olmasından dolayı; bu seans ile kafalardaki sorular biraz da olsa cevaplanmış, zihinler aydınlanmış oldu.
Bir de böyle programların vazgeçilmezidir tiyatro yoluyla bir konu üzerinde durmak. Biz de çeşitli gruplar halinde pek çok rol aldık. Hatta kimi zaman tek kelime etmeden anlattık sorunlarımızı tiyatroyla.
Grup lideri demek…

17-30 yaş aralığında olan pırıl pırıl gençlerin gözlerindeki ışık motive ediciydi. Böyle söyleyince çok yaşlı hissettim; ama hakikaten 25 yaş üzeri olan 3 kişiden biriydim. Etrafım benden yaşça küçük; ama parlayan zihinlerle öğrenmeye her daim aç genç arkadaşlarımla doluydu. Onlara bazı tüyolar verirken aynı zamanda onlardan pek çok şey öğreniyordum. Özellikle de bir grup lideri olarak grubunuzdaki katılımcıları teşvik etmek çok önemlidir. Bu alanda daha fazla tecrübesi olanın, her daim söz sahibi olmasındansa; sözü karşımızdakilere, diğer bir deyişle buraya bu programın bir parçası olmak için gelen katılımcılara bırakmalıydık. En sevdiğim de buydu. Programın başında çekimser kalan birinin; birkaç gün içinde fikrini paylaşmak, yahut bir öneride bulunmak için ne kadar hevesli olduğunu görmek beni çok mutlu ediyordu.
Ekip arkadaşlarımın her biri öyle tatlı, öyle istekli ve çalışkandı ki; 12 günü böyle bir ekiple geçirmek bu programı daha keyifli kıldı. Tartıştığımız, kızdığımız, bir sonuca varmak için karar vermeye çalıştığımız pek çok an oldu. Çok yorulduk; ama harika bir iş çıkarttık. Çıkarttığımız işe sonra değineceğim. Ondan önce, size biraz programdan bahsedeyim.
Güne, ormanın içinde yaptığımız sabah egzersizleriyle başladık her sabah ve bunun kendimize gelmek açısından işe yaradığını söleyebilirim. Malum, havanın 0 derece olduğunu düşünürsek…
Tanışma, kaynaşma ve temel bilgilerle başlayan eğitim, ufak şehir turlarıyla daha da renklenmişti ilk iki gün. Artık sıkı çalışma zamanıydı.

Konumuz: Toplumsal Cinsiyet

Değerlerle ve kimlikle ilgili bir giriş yaptıktan sonra önyargı konusu üzerinde durduk. Tabi ki her bir konu başlığı için, ayrı bir oyunumuz ve aktivitemiz vardı.
Yaygın eğitimler sizi teşvik etmek amacıyla gerçekleştirilir. Bir sınıf ortamında, karşınızda bir hocayla, belli bir zaman aralığında değil de; seçilen farklı mekanlarda, eğitmen ve kolaylaştırıcılarla, her zaman esneyebilecek bir program çerçevesinde yapılır. Öğrendikleriniz kadar sizin kattıklarınız da olur. Bu programların en eğlenceli kısmıysa, “Kültürel Gece” ya da “Kültürlerarası Gece”lerdir.(Cultural Night, Intercultural Night) Her grup kendi ülkesini, kültürünü tanıtıp ve getirdiği yiyecek, içeceklerden ikram eder.
En sevilen gece: Kültürel Gece
Biz tek bir geceye tüm kültürleri sıkıştırmayıp, her ülke için farklı günlerde kültürel bir gece organize ettik. Eh, tabi konu Türkiye ve kültürü olunca; konuşacak, yenilecek, içilecek de pek çok şey oluyor. Özellikle de oynanacak pek çok müzik… Biz, yedi kişi olmanın da verdiği özgüvenle durumu biraz abartıp, pek çok yiyecek götürdük ve bazılarını orada yaptık. Merakınızı gidermek açısından bir liste yapayım size: yaprak sarması, kısır, lavaş, cezerye, boza, soya fıstığı, leblebi, pişmaniye… Malatya kayısısı, Bodrum mandalinası, Türk kahvesi ve tabi ki rakı! Haksız sayılmazmışım değil mi?

Her birimizin Türkiye’nin farklı bir şehrinden olmasının avantajı da vardı tabi bunda. Arkadaşlarımıza kısaca bir bilgilendirme yapıp, Türkçe müzikler eşliğinde yemek faslına geçtik . Teknik bir sorundan kaynaklı, hazırladığımız slaytı izlettiremedik; ama diğer katılımcılarla beraber çok fazla dans ettik. Kına gecesi malzemeleri dahi götürmüştük yanımızda ve arkadaşlarımızla beraber küçük bir kına gecesi yaptık. Dedim ya en eğlenceli kısmı bu geceler oluyor diye, gerçekten çok eğlendik.
Türk gecesini sırasıyla Ermeni, Yunan, Fransız ve Estonya geceleri takip etti. Her bir gecenin sonunda yiyip, içip, dans ediyorduk. İşte bu aramızda hiçbir sınır olmadığının göstergesiydi. Biz Yunanlılara rakı ikram ediyorduk; onlar bize uzo… Yanında da cacıki; yani yoğun kıvamlı cacık. Lavaşlar yiyorduk Ermeni gecesinde ve dansa kaldırılıyorduk arkadaşlarımız tarafından. Aslına bakarsanız kimsenin davet etmesine gerek kalmadan, biz oyuna dahil olmuş oluyorduk zaten.
Aramızda büyük bir hoşnutluk vardı. Hangi müziğin, hangi yiyeceğin kime ait olduğu değil de, aynı coğrafyalardan gelen bizlerin böylesine güzel benzerliklere sahip olmasıydı gündem. Bunun tadını çıkartıyorduk. Her zaman söylerim, bizler her şeyden önce bu dünyanın vatandaşlarıyız. Önce insan olmayı başardıktan sonra geriye ne bir çekişme, ne de gereksiz çatışmalar, sahiplenmeler kalıyor. Bir değişim programı da ancak böyle amacına ulaşabilirdi.
Sona yaklaşıyoruz
Yavaş yavaş sona yaklaşıyorduk. 12 günün içinde boş günümüz de oldu elbette. Şehre indik, ormanda yürüyüşler yaptık, müze gezdik, hatta flash mob bile gerçekleştirdik şehrin merkezinde konumuzla alakalı olarak. Lakin tüm projeyi kapsayacak olan, elle tutulur bir iş çıkarmamız istendi bizden. Konuyla alakalı bir fotoğraf, bir poster ve bir video hazırlamak için 1,5 günümüz vardı kendi milli takımlarımızla beraber. Toplumsal cinsiyet konusu çok geniş, anlatılacak çok başlık var.

Grup konumuz: Flört şiddeti
Biz de Flört Şideti’ni seçip, onun üzerine bir çalışma yürüttük. Ülkemizde de epey sancılı bir konudur bu. Bir gün içinde mükemmel bir çalışmayla, istenilenleri tamamladık.
Artık son güne gelmiştik. Tüm grupların sunum yapma zamanıydı. Seçilen başlıkların nedenleri ve nasılları anlatıldı. Büyük alkışlar koptu, herkes şahane işler çıkartmıştı.

Sunumlar sonrası genel bir değerlendirme yaptık. Geçirdiğimiz günler ve hissettiklerimiz üzerine… Her şey toz pembe değildi aslına bakarsanız. Epey yorgunduk, konuşmaktan seslerimizin kısıldığı günler de oldu. Konuştuk, çatıştık, kızdık; ama her şeyi tatlıya bağladık ve öyle ayrıldık.
Proje koordinatörü tarafından verilen kağıtları doldurup imzaladık. Yaptığımız tüm yol masraflarının karşılanması için, elimizdeki orijinal biletleri teslim ettik. Hep beraber son kez bir akşam yemeği yiyip, şarkılar söyledik. Bir gün bir yerlerde ya da başka projelerde karşılaşmak üzere vedalaştık. İşte bu programların en sevmediğim yanı da bu; vedalaşmak!
Vedalaştık; lakin arkamızda böyle güzel çalışmalar bırakmış olduk.
Proje sonunda yaptığımız çalışmalar
- Türk ekibinin, “Haklı Şiddet Yoktur!” diyerek fiziksel şiddetin yanı sıra; fiziksel kadar ciddi şiddet içeren diğer tipleri de gösteren ve insanları seslerini yükseltmeye teşvik eden farkındalık videosu:
- Yunan arkadaşlarımızın; şiddetle ilgili farkındalık yaratmak ve gelecekte olabilecek benzer durumları önlemek için; bildirmeye, rapor vermeye, ses çıkartmaya teşvik etmek amaçlı çektikleri video:
- Fransız ekibimiz tarafından çekilen bu video; bir prensin daima prensesi kurtardığı klişeyi kırıyor! Video, engellerin üstesinden gelebilecek ve gerçek aşkını, sevgisini koruyabilecek güçlü bir prensesi takdim ediyor. Kızları güçlü olmaya, istedikleri ve hak ettiklerine çok çalışarak ulaşmaya teşvik ediyor.
- Ermeni arkadaşlarımızın videosunda; FeAngle hikayesi, kadın politikacılar veya güçlü kadınların mücadelesini ve asla vazgeçmemek için ilham kaynağı olmasını amaçlıyor; çünkü onlar toplumda bir değişiklik yapabilir ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerindeki klişeleri yıkabilirler.
- Projenin ev sahibi ekibi olan Estonyalı arkadaşlarımızın videosu ise; toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin ciddi bir konu olan, toplum içinde birbirimize yapıştırdığımız etiketleri gösteriyor bize. İnsanları kendileri olmaya ve kendilerini oldukları gibi sevmeye davet ediyor.
https://www.youtube.com/watch?v=AojMDkgwYUI
Not: Bu proje; Estonya’daki Project Spirit ve Ermenistan’daki Armavir Development Center tarafından organize edilmiştir. Bizlerse Türkiye ekibi olarak, Toplum Gönüllüleri Vakfı aracılığıyla bu projede yer aldık. TOG’un gençlik hareketliliği sayfasından güncel projeleri öğrenebilirsiniz: https://www.facebook.com/TOG.youthmobility/



