Kız kardeşlik kavramını derinlerde hissedip, birbirimizin ellerini sımsıkı tutmanın verdiği güç tarif edilemeyecek kadar güzel ve özeldir. Bulgaristan’da bir gençlik projesinde bir araya gelen on üç milletten on beş kadın, kız kardeşliğin evrensel boyutunu hissettirdi bana. Her zaman dediğim gibi, biz birlikte daha güçlüyüz!
Evrensel kız kardeşlik üzerine bir yazı yazmak için öylesine heyecanlandım ki. Hem bir an önce başlayıp, içimden geçen her şeyi kelimelere dökmek istedim; hem de aceleye gelip yeterince etkili olamayacak cümleler kurarım diye endişeye kapıldım. İnanılmaz yoğun bir duygu akışına kapılmış vaziyetteyim ve kürek çekip yön vermek yerine, kendimi bırakıp ahenkle savruluyorum.
Uluslararası bir projede yer almak üzere Bulgaristan’ın Petrohan dağlarında sevimli bir dağ otelinde kaldık 9 gün boyunca. Erasmus Plus kapsamında bir değişim projesiydi ve kültürlerarası diyalog kurmak, kurulan diyaloğu geliştirmek planlanmıştı. Katılımcıların farklı ülkelerden olmasının yanı sıra; her birimiz farklı geçmişlerden, farklı gerçekliklerden geliyorduk. Kuşkusuz her projenin kendine has bir enerjisi vardır; ancak bu genellemenin çok ötesinde kayda değer bir deneyim oldu bizimki.

Projedeki Feminizm Kıvılcımları 💥
Yoğun bir programa sahip olan proje ve etkinliklerin ilk günlerinde belirli kavramlar kendini belli eder. Arkadaşlık, dayanışma, güven yahut olumsuz kavramlar. Burada, daha ilk günden feminizm sardı dört bir yanımızı.
Bulgaristan’a gelmeden evvel, Facebook üzerinden kendimizi tanıtan gönderiler paylaşmıştık. Benim haricimde bir başka katılımcının da feminizm ile ilgilendiğini görmek mutlu etmişti beni. Mutlaka derinlemesine konuşuruz diye planlıyordum. Oysa her şey beklediğimden çok daha hızlı, yoğun ve gerçekçi oldu.
Yorgun görünen Marisol’a yanaşıp nasıl olduğunu sordum önce. Regli sancısı çektiğini o sebeple dinlenmesi gerektiğini söyledi. Ah, onu benden iyi kim anlardı ki! Ayaküstü başladığımız sohbet uzadı ve birkaç arkadaş daha katıldı aramıza. Ağrı kesiciye ya da herhangi başka bir şeye ihtiyacı var mı emin olmak istiyorduk hepimiz. Konu bir şekilde menstrual kaba geldi ve deneyim etmiş olanlar, olumlu deneyimlerini paylaştılar. Hem kendi sağlığımız hem de çevre için hijyenik pedler yerine, menstrual kaplarının öneminden konuşur olduk hararetle.
Feminist teoride kadın deneyiminin kadın özgürlüğü için önemini dile getirişimiz geldi aklıma. Sonra Simone de Beauvoir’ı hatırladım. Onun deneyimleri, kadınları bilinçlendirme ve ortak paydada buluşmak için dikkate değer bulunmuştur. Şu an bunu hissediyordum işte!
Akelarre Bar: Cehenneme Hoş Geldiniz! 😈
İlk akşam kaldığımız otelin mini barının tanıtımı yapıldı. Organizasyon ekibinden olan Yulia(Bulgaristan), Maria(İspanya) ve Ivon(Kolombiya) bardan sorumlu kişilerdi. Bir anda onları renkli kağıtlara bir şeyler çizerken buldum. Sonra bize barlarında yaratmak istedikleri konsepti anlattılar ki o da cadı konsepti idi. Neydi, kimdi peki cadı? Yıllar boyunca ötekileştirilen, otoriteye boyun eğmiyorlar diye çeşitli şuçlamalarla hedef gösterilerek ölüm ve işkenceye maruz bırakılan kadınların yediği bir damgaydı.
Barın ismi de buradan geliyordu. Genç Bask kadınlarının 17.yy cadı avı hikayesini anlatan “Akelarre” (Kurtuluş Ayini) isimli İspanyol filmi ilham olmuştu bar ekibine.
Bir anda hep beraber karalar olduk kağıtları. Burası bizim barımızdı, cadıların barı! Ellerimize ufak kağıtlar verdi Ivon ve ne isterseniz yazın dedi. Yazdım, kadın deyince ne düşünüyorsam onu yazdım.
“Bizler cadılarız. Bizler o yakamadıkları cadıların torunlarıyız. Biz küllerimizden yeniden doğanlarız ve bizden alınan haklarımızı elde etmekteyiz. Bizler dünya nüfusunun yarısını oluşturanlarız.”
O sırada kızlar bir araya geliyor, bağırışlar yükseliyor, kucaklaşmalar artıyor. Cadı kazanı kaynamaya başlıyor.
Oturumlar Arası Bir Bardak Feminizm ♀️
Deneyim, yaşanmışlık, bazen bir şekilde geride bırakılmış olmak… Bazen geride kalmamak için hep daha fazla çaba sarf etmiş olmak… Çoğu zaman geride kimseyi bırakmamak için çırpınmak… Kız kardeşlik… El ele, kol kola, omuz omuza…
Sayılardan çok fazla hoşlanmasam da, bu noktada çeşitliliği vurgulamak adına sayıların altını çizmekte fayda görüyorum. On üç farklı milletten olan birbirinden harika on beş kadın, daha ilk günlerden kadın dayanışması tasvir eder oldular. Farklı coğrafyalardan, birbirinden farklı kültürlerden, dillerden ve dinlerden gelen bu kadınlar için ortak olan bir problem vardı: ataerkillik! Yıllar içinde dallanıp budaklanan bu problem, Güney Amerika’dan Asya’ya, Avrupa’dan Afrika’ya her birimiz üzerinde büyük ve katlanılmaz bir baskı oluşturmuştu. Bu baskıyı benzer şekillerde hayatın her alanında hissediyorduk. Yorulmuştuk.
Çeşitli konular hakkında yaptığımız oturumlar sonrası verdiğimiz aralarda, kendimizi bu sorunlardan konuşurken buluyorduk. Yemek esnasında toplumsal cinsiyet eşitliği de bir sandalye çekiyordu kendine ve masadaki yerini alıyordu istemsiz.
Eşeledik Külleri, Kıvılcımlar Parladı! 🔥
Artık birbirimizi daha da tanımaya başlayınca, yaşanmışlıklarımızı da paylaşmakta da özgür bıraktık kendimizi.
Doğma büyüme Iraklı olan ve şu anda Almanya’da hukuk okuyan Roqaina, bir videosunu paylaştı bizimle. Irak’ın başkenti Bağdat’ta bir kitap pazarında kitap satan ilk kadın olarak haberlere çıkmış yıllar önce. Nasıl güzel, nasıl cesur ve bizler nasıl gururluyuz! Arjantinli olan ve İtalya’da yaşayan feminist aktivist Marisol ise Heterodoks Ekonomi Politikalarında master yapıyor ve bununla birlikte feminist iktisata ve iyi olma haline odaklanıyor. Onun gibi bir feminist aktivist olan Soukaina ise Lübnan’da yıllar boyunca kadın hakları savunuculuğu yapmış ve şu anda Bulgaristan’da bir projede gönüllü olarak çalışıyor.
Her birimiz bu hayata çizikler atarken, bazılarımız ise başkaları tarafından açılan yaraları taşıyordu.
Bosna Hersek ve Rusya kökenli olan Saffiyah, doğup büyüdüğü Almanya’da dini inancı sebebiyle saldırıya uğramış bir keresinde. Arkadaşıyla birlikte bir süpermarkette alışveriş yaparken, adamın biri başörtüsünü tutup çekmeye çalışmış. Akabinde olay yerinde hemen polise haber vermiş olsalar da, polisin verdiği tepki de başka bir ayrımcılık örneği teşkil ediyor. “Neyse ki Almanya’dasın, kendi ülkende olsan bu hakkı talep edemezdin.” diyor saldırıya uğrayan kişiye. Doğma büyüme Almanya’da olan genç bir kadına söylüyor bunu vizyonsuz kolluk kuvveti. Ne yazık ki dini inancı ve kıyafeti nedeniyle bir kadının uğradığı ayrımcılık hikayesi ve bunu hepimizle paylaşması bizi çok etkiliyor.
Kolombiyalı bir gezgin olan ve şu anda Bulgaristan’da yaşayan Ivon da, Latin kimliği nedeniyle uğradığı ayrımcılıkları anlatıyor. Bir keresinde Peru sınırında sınır polisi ile yaşadıkları tartışmada Ivon hararetle konuşurken, polis Ivon‘un erkek arkadaşına dönüp, “Kadınına sahip çık!” deme densizliğini göstermiş. O sırada Avrupa’dan gelen turistlerin hepsi sorunsuz geçiyorlar tabi sınırdan.
Bu harika kadınların her birinin deneyim ettikleri daha pek çok mesele var. Bulgaristan’dan Deti ve Iryna, Mısır’dan Karen ve Mena, Irak’tan Raneen, Polonya’dan Sofie, İspanya’dan Maria, İtalya’dan Margarita… Son olarak ben; Türkiye’den Selin... Kadın Çalışmaları alanında master tezini yazan, arkadaşlarıyla beraber Berlin Humboldt Üniversitesi’nde “Türkiye’deki Feminist Hareketler” üzerine ders veren; tüm bunların yanı sıra uluslararası alanda gençlik çalışmalarında toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışmalar yürüten genç bir kadın…
Sihirli Küre Işıl Işıl: Birlikte Daha Güçlüyüz! 🔮
Tüm oturumları geride bırakarak, etkinliğin son gününe geliyoruz. Birbirimize bu kadar bağlanmış, kendimizi bu kadar anlamlı sohbetlerin içinde bulmuşken; bu evrensel kız kardeşlik dayanışmasını ölümsüzleştirmeden ayrılmak olmaz diye düşünüyorum. Her bir arkadaşıma tek tek sorup, rızalarını alarak birkaç fotoğraf çektirmek istiyoruz beraber. Tam da burada yaşadıklarımızı, aramızdaki güçlü bağı, kız kardeşlik ve dayanışmayı gösteren fotoğraflar… Bazı sosyal medya etiketlerini de kullanmak fena olmaz kuşkusuz. Neticede hepimiz farklı milletlerdeniz ve sekiz farklı dilin konuşulduğu bir ortamdayız. Her birimizin kendi dilinde öne çıkan özel ve anlamlı sloganları var. Misal; Türkiye için “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” en güncel ve kayda değer sloganlarımızdan biri.
O an müsait olan kim varsa, belirli semboller çizmeye ve kendi dilindeki sloganları yazmaya başlıyor. Kız kardeşlik duygusu sarıp sarmalıyor dört bir yanımızı. Birisi masadan büyük bir kağıt alıyor, bu odada konuşulan dillerde “Kız kardeşlik” yazmaya başlıyor. Fotoğraf için hazırız; ancak bir kişi eksik. Oysa biz arkada tek bir kişi bırakmamak üzere bu yoldayız. Grup tamamlanınca basılıyor deklanşöre. Olduğumuz gibi, yaşadığımız gibi, hissettiğimiz gibi bakıyoruz kameraya. Bir yandan ataerkil sisteme ve sistemin bize dayattıklarına öfkeliyiliz; diğer bir yandan da aramızdaki dayanışma duygusunun yeşerttiği umudu hissediyoruz. Mutlu ve gururluyuz.
Çekilen kareler sonrasında kocaman sarılıyoruz birbirimize ve “Birlikte Daha Güçlüyüz!” diye bağırarak sarmalıyoruz yamacımızda olanları. Çünkü birlikte daha güçlüyüz ve tek bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok.
Uçan Süpürge 🧹
Cadılar sivri uçlu şapkalarını başlarına geçirip, süpürgelerine binip evlerinin yolunu tutuyorlar. Projenin bitişinin üzerinden bir hafta geçmeden, Anmar ve Soukina’nın yolu Berlin’e düşüyor. Beraber dolu dolu iki gün geçirirken, proje üzerine de konuşma fırsatı buluyoruz. Projeyi ve etkinlikleri nasıl bulduğumu soruyor bana Anmar. Anlamlı, yoğun, etkili ve keyifli bulduğumu söylüyorum. Kültürlerarası etkileşimin yanında, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet konusunun nasıl etki yarattığından bahsediyorum.“Aslında toplumsal cinsiyet konusunun bu kadar öne çıkması sizin sayenizde oldu, siz bu konuyu dahil etmiş oldunuz.” diyor. Böylesine bir yorum duymak beni inanılmaz mutlu ediyor. Hayatın her alanında yükseltmeye çalıştığımız sesimizin duyulması ve o sese eşlik edilmesi zaten amacımız. Başarıyoruz, dünyanın farklı yerlerinden gelen ve kız kardeşlik bağı kuran genç kadınlar olarak davamızı anaakımlaştırıyoruz.
#heforshe – Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ♀️♂️
Yaşadığımız tüm bu sürecinde şunun da altını çizmekte fayda görüyorum. Pek çok erkek arkadaşımız için kavramları, durumları, alışılmışlıkları aşmak ve toplumsal cinsiyet normları ile feminizmi anlamaya çalışmak kolay olmuyor. Açık konuşacağım; inanılmaz mantıksız ve içi boş yorumlar ve sorularla karşılaştığımız oluyor çoğu zaman. Ancak tüm bu etkinlik süresi boyunca pek çok erkek arkadaşımız büyük bir dayanışma içinde davamıza eşlik ettiler. Kimilerinin anlamadığı noktalar vardı, açıkça sordular, öğrenmek istediler.
Lübnanlı bir aktivist olan Talal beni o kadar gururlandırdı ki, paylaşmadan geçemeyeceğim. “Ben her daim sizin destekçinizim; fakat sizi bir adım arkadan takip ediyorum. Bu sizin davanız ve bize düşen de her daim destek vermek. Yan yana yürümeden önce siz önden yolu açacaksınız ve bizi yanınızda istediğiniz noktada ben(biz) orada olacağım(olacağız).” diyor. Patriyarkanın bizleri zaten onlarca adım geride bıraktığının bilincinde olan bir erkeğin ağzından feminizmi duymak umutlarımı yeşertiyor. Çünkü biz o yollarda hep beraber eşitlik içinde, özgürce ve adil bir şekilde yürümek istiyoruz sadece.
Yaşasın kız kardeşlik! 💪
Ataerkil sistemin maşası olarak yoluna devam eden zihniyetler sebebiyle, biz kadınların birbirimizin çaresi olduğu pek çok durum mevcut. Kız kardeşlik, kadın dayanışması gibi kavramlar da bu noktalarda bizi birbirimize bağlayan; bu eril tahakküme karşı bize güçlü bir şekilde ayakta durma takati veren olgudur. Bu harikulade ve inanılmaz güçlü duyguyu bir kez daha bana hatırlatan dünyanın her bir köşesindeki kız kardeşlerime selam olsun!
Yaşasın evrensel kız kardeşlik, yaşasın kadın dayanışması!








