Yabancı dil olarak İngilizce öğrenmek istiyorsunuz. Dil seviyeniz çok iyi değil ve bu işi yurtdışında yapmaya karar verdiniz. Malta’da hem dil öğrenip, hem de eğlenebilirsiniz!

Çok iyi yabancı dil eğitimi veren okullarda okumuyorsak ya da oralardan mezun değilsek, “Anlıyorum; ama konuşamıyorum.” düzeyinde kalıyoruz yabancı dil seviyemiz. Dünya globalleşirken, İngilizce koca bir bariyer olarak kalıyor önümüzde. Pek fazla İngilizce ya da herhangi bir yabancı dil eğitimi almadığım üniversiteden mezun olduktan sonra, dil okuluna gitmeye karar verdim. İngilizce’den gram haz etmezdim. Zaten bu kadar yıldır öğrenememişim, anca etrafımda herkes İngilizce konuşur da ben de mecbur kalır ve öğrenirim diye düşünüyordum. Bu konuda zaten kendimi hiç zorlamamıştım; şimdiyse Uluslararası İlişkiler mezunu biri olarak dil öğrenmenin tam sırasıydı.
Nasıl işliyor süreç?
Dil okuluna gitmiş kişilerden epey yardım aldım, onların fikirlerini sordum. Birkaç tane farklı acenta ile görüşmemi önerdiler; fakat benim yaşadığım şehirde yani Bodrum’da bu alanda imkanlar kısıtlı ve kaç tane acenta olabilir ki! Kalktım İzmir’e gittim ve dil okulları hakkında öğrenilebilecek pek çok bilgi edindim. Acentalar size çok anlaşılır listeler çıkarıyorlar. Gitmeyi düşündüğünüz şehirler, okullar, konaklama türleri yani; aile yanında mı yoksa okulun apartında mı kalsanız daha uygun olur hepsinin listesini çıkarıyorlar. Bu fiyatlar tüm bu kriterlere ve kaç hafta eğitim almak istediğinize göre değişiyor. Benim de kafam epey karışmıştı. Elimdeki listelerle arkadaşlarıma ve danışmanlara sorular sorup duruyordum.
Karar verdim; Ingiltere’ye gidiyorum!
Önceliğim İngiltere idi, peki tahmin edin ne oldu? Yeni mezun bir işsiz olarak iki kez üst üste ret alınca tüm planlar değişmek zorunda kaldı.
“Malta’da dil eğitimi almaya ne dersiniz?” diye sordular. Sahi, neden olmasın diye düşündüm ve danıştığım acenta tarafından epey bilgilendirildim. Bir de başvurduğum tarihlerde güzel bir indirime denk gelmiştim.
Altı aylık genel İngilizce eğitimi ve altı ay boyunca okulun apartında tek kişilik bir odada konaklama fiyatı olarak; 6.400 Euro ödeyecektim. Normalde çift kişilik bir oda için ödenen paraydı bu ve aile yanı seçeneği daha bile pahalı kalıyordu bunun yanında. Hele ki İngiltere ile kıyaslanamazdı. Bu meblağ anca okul parası olur orası için. Tabi 2014 yılının sonlarındayız ve o zamanlar Euro 3 Lira bile değil, altını çizelim.
Acaba okul daha ucuz da, acenta benden fazla para mı istiyor diye düşünüyordum ki; okulun kendi sitesine baktım ve fiyatların daha pahalı olduğunu gördüm. Hele ki İngilizce bilmeyen biri olarak, arkamda beni destekleyecek bir acenta olması iyi olurdu. Peki bu eğitim danışmanlığı için ne kadar ödemem gerekiyordu?
İlk etapta hiçbir para ödemedim bu danışmanın karşılığında; fakat para isteyen başka firmaların da var olduğunu biliyorum. Şartları şuydu; gitmek istediğim okula karar verdiğim an hesaplarına belli bir miktar yatıracaktım. Sonrasında tüm işlemler hallolduğunda, bu parayı da okula gönderdiğim paradan düşeceklerdi. E peki nasıl para kazanıyorlardı bu şekilde çok merak ettim. Şöyle ki, anlaşmaları zaten okullarla ve siz ödeme yaptığınızda onlar parayı okuldan alıyorlar. Bu tüm acentalar için geçerli midir bilmiyorum; ama farklı yerlere danışmakta fayda var diye düşünüyorum.
Gelelim başvuru sürecine. Okuldan onayı aldık ve vize için de randevumuz da tamam! Danışman, başvuru için gereken tüm belgelerin listesini yapıyor ve bir kısmını da kendi hazırlıyor. Özellikle de ilk kez vize başvurusu yapıyorsanız, bu desteği almanız çok mühim.
Nedir gerekli belgeler?
Her şeyden önce pasaportunuz yoksa; hemen müracaat edip seyahat dönüş tarihinden itibaren en az üç ay geçerli olacak bir pasaport çıkartmak gerekiyor.
Vize görüşmesi, belgelerinizin hepsi tam oldu sürece sorunsuz geçiyor. Normal olarak ne yapacağınızı, nerede kalacağınızı, parayı yatırıp yatırmadığınızı ve sizi maddi açıdan kimin desteklediğini soruyorlar. Fotoğraf, parmak izi, imza ve birkaç hafta içinde vizeniz elinizde! Malta’nın böyle bir avantajı var işte. Şimdiye kadar ret alan hiçkimse duymadım. Malta zaten geçimini turizm ve dil okullarıyla sağladığı için dört gözle bekliyorlar sizi.
Uçak bileti ne zaman alınmalı?
Vizenizi aldığınız gibi uçak biletinizi de almalısınız ki sonra daha fazla para ödemeyin. Vizeye başvurmadan önce de alabilirsiniz tabi bileti; ama benim vizem beklenen tarihte gelmemişti mesela ve programı bir hafta erteledik. Akabinde de tahmini varışımdan bir hafta geç gitmek durumunda kaldım. O yüzden vize geldikten sonra bileti almak çok daha mantıklıdır. Siz yine de vize merkezlerinin vize için gerekli evraklar listesine iyice bakın. Kimi zaman değişiklik yapabiliyor ya da uçak biletini alıp öyle başvurmayı zorunlu kılabiliyorlar. VFS nin ilgi sayfasının linkine bakabilirsiniz: http://www.vfsglobal.com/Malta/Turkey/Study.html
Yolculuk günü geldi çattı!
Yurtdışına çıkış harç pulunu alıp, pasaport kontrole gittim. Bir süre bekledikten sonra uçağa bindim ve beni bir telaş sardı. Evet, Malta Havaalanı’nda okuldan gelen bir görevli tarafından karşılanacaktım; ama ya pasaport kontrolde bir aksilik olursa…
Olmadı, büyük evraklarıma baktıktan sonra tek bir soru bile sormadan parmak izimi alıp geçirdiler. Beni bekleyen kişiyi de buldum ve elinde adımın yazdığı zarfı teslim aldım. Okul kimlik kartım ve eve giriş kartım vardı içinde. Söylenen hiçbir şeyi anlamıyordum ve trafiğin soldan aktığı Malta caddelerinde sıfır iletişimle eve doğru gidiyorduk yanımdaki Amerikalıyla. Bunu epey sonra öğrendim tabi, her karşılaşmada sarılan iki arkadaş olmuştuk bir zaman sonra; ama o gün hiç konuşamamanın verdiği noksanlıkla çok üzgün hissettim. Bu da şu sorunun cevabı olmuş oluyor sanırım:
Hiç İngilizce bilmeden gidebilir miyim?
Şahsen “Hello. How are you?”dan öteye geçemeyen biri olarak gittiğim Malta’dan intermediate seviyesinde her derdini anlatabilen ve dert anlayabilen biri olarak döndüm. Pasaport kontrolünde soru sorsalardı, elimdeki kağıttan okuyacaktım, bahsetmiştim. Havaalanından eve kadar yolda tek kelime edememek içime garip bir korku saldı ilk günlerde, çünkü anlamıyordum. Elimde sözlük, aklımda ezberlediğim birkaç kalıpla geçirdim günlerimi. Ama aslında bir şekilde iletişim kuruyordum insanlarla. Yaşadığım şehri anlatıyor, onların nerede yaşadıklarını, hayatlarında ne yaptıklarını dinliyordum.
İlk gün hocamın dediği gibi, “Sakin ol. Problem yok. Herkes buraya İngilizce öğrenmek için geldi, sen de öğreneceksin zamanla.”
Günden güne bir ilerleme kaydediyordum, çünkü mecburdum. Etrafımdaki Türklerden yardım aldığım oluyordu tabi ya da google çeviriden kopamadığım anlar vardı.

Sizi, okula başladığınız ilk gün seviyenizi ölçebilecekleri bir sınava alıyorlar. Ne biliyorsanız o. Bu sınav sonucunda da beginner, elementary, pre-intermediate, intermediate, upper intermediate, advance sınıflarından birinde başlıyorsunuz derslerinize. Zamanla ilerleme kaydederseniz de, sınıf atlama sınavlarına girip bir üst seviyeye geçebiliyorsunuz. Ben elementary ile başlayıp intermediate ile bitirdim mesela. Sınav İngilizce’si için gitmişseniz onların da ayrı sınıfları oluyor.
Ne kadar süre kalınmalı?
Tamamen maddi durumunuza ve İngilizce seviyenize bağlı. Ben altı ay kaldım ve çok verimli olduğunu düşünüyorum. İki aydan az kalınması taraftarı değilim; ama iyi bir seviye ile başlıyorsanız altı ay çok uzun ve sıkıcı olabilir. İki haftalığına bile gelen insanlar olabiliyor; ama verimli geçsin istiyorsanız en azından birkaç aya ihtiyacınız var.
Konaklama ve yemek konusu nasıl olacak?
Danışmanınızın yönlendirmesiyle size üç seçenek sunuluyor. İlki, aile yanında konaklama ki bu yemek olayını da çözmüş oluyor. Yanında kaldığınız kişi sizin için tüm öğünleri hazırıyor. İkincisi, okulun kendi öğrenci apartlarıdır. Tek kişilik ya da çift kişilik odalarda kalırsınız. (Bazı okulların apartlarında daha fazla kişi aynı odada kalabiliyor.) Ortak bir mutfağınız ve salonunuz olur.
Ben; odada tek başıma, evdeyse iki arkadaşımla beraber kaldım bu apartlarda. Okula yakın olmasının yanı sıra, kendi yemeğimi pişiriyor olmak en önemli konuydu benim için. Haftada bir görevliler tarafından temizlik yapılıp, çarşaf ve havlular değiştiriliyordu. Alet edevat konusunda neye ihtiyacımız varsa, okul tarafından karşılandı. Tavaysa tava, ısıtıcıysa ısıtıcı; ne istediysek hemen temin ettiler.

Apartların en garip yanı ise sürekli değişen ev arkadaşları oluyor. Çünkü herkesin oraya varış ve orada kalış süresi sizinle aynı değil. Japon bir ev arkadaşınız varken, üç hafta sonra onun yerine bir Brezilyalı gelebiliyor. Eh altı ay kalınca Birleşmiş Milletler tadında ev arkadaşlarım oldu benim de.
Aile yanında kalma konusu biraz riskli. İyi bir aileye de denk gelebilirsiniz, enteresan bir aileye de. Okuldaki görevli ile konuştuktan sonra, bunu da her zaman değiştirme şansınız var. Yani benim gittiğim okulda vardı en azından. Malta kültürünü yaşamak isteyenler için, bu iyi bir seçenektir denilebilir.
Üçüncü seçenek..?
Aslında bahsetmediğim başka bir alternatif daha var; o da ilk etapta bu yazdığım seçeneklerden birinde konaklayıp, sonrasında kendi başınıza ev kiralamak. Ben İngilizce seviyeme güvenmediğim için bunu hiç düşünmeyip, her şeyi önceden ayarlamıştım; fakat daha ucuza kalmayı planlayanlar arkadaşlarıyla ev kiralayabilirler.
“Peki nasıl bu Malta güzel mi ve dedikleri gibi küçük mü?” diye sorarsanız cevap E) Hepsi. Dünya haritasına baktığınızda görmek epey zor oluyor Malta’yı. Yüzölçümü, İstanbul’un yarısından daha küçük, öyle hayal edin. Aslında üç farklı adadan oluşuyor ve en büyük adanın ismidir Malta. İkinci büyük olan ada Gozo ve en küçük olan da Comino Adası’dır. Adayı keşfetmek için bir hafta yeterli olabilir; o yüzden yavaş yavaş hareket etmekte ve her şeyi zamana bırakmakta yarar var burada. Yerliler de öyle yapıyor zaten. Misal, öğlen vakti siesta yapıyorlar ve birkaç saat çalışmıyorlar. Gitmeden önce öğrenilmesi gereken bir detaydır bu.
Malta’dan seyahat
Neyse ki bir havaalanı var sizi Avrupa’ya bağlayan. Malta, Schengen bölgesine dahil ülkelerden biri olduğu için Avrupa içinde serbest dolaşım hakkınız var. Ryanair gibi ucuz hava yolları sayesinde pek çok ülkeye çok ucuz fiyatlarla uçabilirsiniz. Ben ve gezmeyi benim kadar seven arkadaşlarım bu durumu biraz abartmıştık mesela. Ama Stockholm’e de gidiş-dönüş 45 Euro’ya bilet bulmuşken kaçırır mıydık hiç! Sonra Venedik’e, Pisa’ya, Barcelona’ya, Madrid’e, Amsterdam’a…
Sicilya ise feribotla sadece iki saat uzaklıkta. İşte bunları hep değerlendirmek gerekiyor. Yok, benim o taraklarda bezim olmaz derseniz de dünyanın her yerinden sizin gibi İngilizce öğrenmeye gelen insanlarla geçirebilirsiniz vaktinizi bolca. Özellikle Asya ve Güney Amerika ülkelerinden ne kadar çok insan olduğuna şaşırıyorsunuz. İtalyanlardan bahsetmiyorum bile. Libya’dan da epey öğrenci oluyor okullarda.

“Çok Türk var mı?” dediğinizi duyar gibiyim.
Elbette var, hem de her yerde! Benim tanıştığım ilk kişi Türk çıktı mesela. Hatta Türk marketi bile mevcut adada. Bu da demek oluyor ki; rakısız, Türk kahvesiz kalmıyoruz. İyi, güzel de aslına bakarsanız seçilen okul konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Misal benim gittiğim okulda bir sınıfın mevcudu en fazla on iki kişi olabilirdi; aynı milletten üç, maksimum dört kişi olabiliyordu. Mümkün olduğunca karma yapmaya çalışıyorlar. Ama aynı milletten olanları aynı sınıfa koyan okullar da var, aman derim sakın gitmeyin. Farklı milletlerden insanlarla iletişim kurmaya fırsat olmazsa, başka bir ülkede dil okuluna gitmek neye yarar?

Yanınızda sizden birilerinin olması bazen şahane olabiliyor gerçi. Dolmalarla, köftelerle donatıyorsunuz masayı hep beraber; ama bu arkadaş gruplarının içinde mutlaka yabancılar da olmalı ki kimsenin kendi dilini konuşmaya fırsatı olmasın. İtiraf etmek gerekirse, pek çoğumuz yapıyoruz o hatayı.
Adada Maltaca mı konuşuluyor, İngilizce mi?
İkisi de; ama Maltalılar kendi dilleri olan Maltaca’yı konuşmayı yeğliyorlar. Kulağa, Arapça ve İtalyanca karışımı gibi geliyor bu dil. Sokak isimleri hep Maltaca’dır; ama tüm işler İngilizce ile halledilebilir. İki resmi dili var aslında Malta’nın; ama İngilizce bilmeyen birine rastlamak pek mümkün değil. Ben altı ay boyunca bir kere rastladım, o kişinin de yanındaki hanfendi İngilizce biliyordu ve yardımcı oldu.
Bir de aksan konusu var çok eleştirilen. Elbette İngiliz ya da Amerikalılar gibi konuşmuyor Maltalılar; ama hocalarınız İngiltere, İrlanda, ABD, Avustralya’dan da olabiliyor. Hocanızın sürekli değişmesi demek, kulağınızın farklı aksanlara aşina olması demektir. Çok sevdiğim Maltalı bir hocam vardı, ondan sonra derse İrlandalı bir hoca girmeye başladı ve ben hiçbir şey anlamadım. Üç hafta sonra ise derste en çok ben konuşuyordum ve dilimdeki bu ilerlemeye çok şaşırıyordum.

Malta’da yaşam pahalı mı?
Euro’nun son durumunu hesaba katarsak evet, katmazsak pek değil. Yani birçok Avrupa ülkesine göre çok daha uygun olduğunu söyleyebilirim. Bunun akabinde Avrupalı gençler İngiltere’ye gitmektense, Malta ucuz diye buraya akın ediyorlar. Türk Lirası-Euro hesabı yapan bizler içinse durum biraz daha farklı.
Öncelikle bir adada olduğunuzun farkında olmanız gerek. Markette ne varsa o alınıyor, pek bir alternatif yok maalesef. Lidl gibi öğrenci dostu marketleri keşfederseniz de hesabınızı bilmiş olursunuz. Sebze, meyve genelde İtalya’dan geliyor. Balık mahsulleri kendilerinin tabi ki; çupralar, levrekler gayet lezzetli. Marsaxlokk diye bir balıkçı kasabası var ve pazar günleri öğlene kadar süren bir pazar kuruluyor. Biz balıklarımızı genelde buradan alırdık, sonrasında da güzel bir yürüyüş yapardık kasabada.
Alkol çok ucuz, sigara değil. Köşelerde dilim pizza satan büfeler var, okul çıkışı ya da bar çıkışı açlığı bastırmak için şahane bir alternatiftir. Yemek fiyatları gittiğiniz restorana göre değişiyor, Akdeniz mutfağına özgü lezzetler bulmak mümkün. Malta’nın yerel lezzeti ise tavşan eti yahnisidir. At etinin de tadına bakmıştık da o kadar lezzetli olmasına pek şaşırmıştık mesela.
Taksi fiyatları da çok pahalı değil; ama 1,5-2 Euro’ya aldığınız otobüs bileti ile birçok yere ulaşabilirsiniz. Tabii yola birkaç saat önce çıkmakta fayda var. Malta’da bir yerden bir yere otobüsle gidip gelmek demek, yarım gününüzü heba etmek demektir. Otobüs bileti fiyatı tüm destinasyonlar için aynı ve aynı bileti tüm gün kullanabilirsiniz. Biletlerde yaz ve kış tarifeleri uygulanıyor yalnız, bu da yazın daha pahalı oluyor demek.
Hava sıcaktır herhalde…
Yaz ve kış demişken iklime de değinmekte fayda var. Akdeniz İkliminden mütevellit ılıman bir hava hakim olsa da, adada hiç durmayan rüzgarlar çok üşümenize neden oluyor. Adada herhangi bir dağ ve orman olmadığı için, Akdeniz’in ortasında özellikle Afrika’dan esen rüzgarların etkisinde oluyorsunuz.
İlkbahar çok keyifli, yazsa cayır cayır yanarak geçiyor. Plajlar, dünyanın her yerinden ziyarete gelen insanlarla doluyor normal olarak. Bir ada ülkesi olmasına rağmen, çok fazla plaja sahip bir ada değil Malta. Belli noktalar var ve sadece oralardan denize girebilirsiniz. Can yakıcı deniz analarına dikkat ettiğiniz sürece, Akdeniz’in tadını çıkarabilirsiniz.
Hangi şehirlerde mesela?
Valletta ülkenin, Saint Julian’s ise ülkedeki eğlencenin başkentidir. Dil okulları da genelde burada yer alır. Paceville caddesi yani barlar sokağı sabaha kadar uyumaz, özellikle hafta sonları kendinizi muhakkak burada bulursunuz. Eğlence iyi güzel; fakat hırsızlığa karşı uyanık olmak gerekiyor. Hatta pasaport ve yüklü para taşımamanızı şiddetle tavsiye ederim. Bazı arkadaşlarımızın başı çok yandı bu şekilde.

Popülaritesi her geçen gün artan Malta, size unutulmaz bir öğrenci hayatı yaşatabilir. Malta’da eğlenerek İngilizce öğrenebilirsiniz. Az kalsın söylemeyi unutuyordum, giderken yanınıza priz dönüştürücü almayı unutmayın!
Not: Ben, İzmir ve İstanbul’da ofisleri bulunan Alternatif Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı aracılığıyla EC Malta’da eğitim gördüm.



