Ana Slider Kategorisi Avrupa Dayanışma Programı - ESC Erasmus Plus Gençlik Gönüllülük NFE- Yaygın Eğitim

Ara Dönem Eğitim/Midterm Evaluation-Avrupa Gönüllü Hizmeti

Avrupa Gönüllü Hizmeti’ni ortaladık. Mid-term evaluation yani ara dönem değerlendirmesi için, yeniden Braga’ya yolculuk zamanı…

Avrupa Gönüllü Hizmeti’nin yüzde ellilik kısmı tamamlandı. İkinci çeyrekte her şey ilkine göre çok daha farklı. Öncelikle ben çok daha farklıyım ve bunu iliklerime kadar hissediyorum. On-arrival training yani varış eğitiminin ardından, ikinci bir eğitim daha almak gerekiyor ki o da; mid-term evaluation bu da ara dönem değerlendirmesi demek. Yine koordinatörümüzün yönlendirmesiyle başvuru yaptım ve dokuzuncu ayımda bu eğitime gitmem onaylandı. Geride kalan sekiz ayın ardından bir değerlendirme eğitimi iyi olacak gibi; lakin herkes çok olumsuz konuşuyor bu eğitimle alakalı. Kime sorsam önce dudaklarını büzüp sonra gözleriyle başka yöne bakıp “On-arrival gibi değil tabii.” diyorlar. Hakikaten de herkesin varış eğitimi çok keyifli geçtiği için, ikincisinde de beklenti yüksek oluyor haliyle diye düşünüyorum.

Eğitimin yapılacağı yere varmadan evvel, uzuuuuun bir yolculuk geçiriyorum. Bunun sebebi ise sadece yol mesafesi değil; önceki gün doğum günüm olması vesilesiyle hem yemeği hem de içmeyi fazla abartıp, arkadaşlarımın yardımıyla soluğu klinikte almam. Doktor ne yiyip ne içtiğimi sorduğunda, cevabı duyunca neden mide fesadı(!) geçirdiğim açıklığa kavuşmuş oluyor. Doktor Hanım kibarca, “Doğum günün şerefine biraz abartmışsın sanki; ama unutamayacağın bir gün oldu bak.” diyor gülümseyerek. Keşke farklı şekillerde olsaydı doktor hanım; lakin benim uzun bir yolculuğa çıkmam gerekiyor şimdi. Bu halde nasıl olacak diye düşünürken iğneler, ilaçlar ve bol su içme gibi tavsiyelerle beni kendime getirmeye çalışıyor. Böylece de Erasmus Plus’ın yaptığı kapsamlı sigortanın hakkını veriyordum her fırsatta.

Hala kendime gelmiş değilim ve sabah trene Meltem’le biniyorum. Meltem’le aynı ofiste aynı işi yaptık şu zamana kadar; fakat bugün Avrupa Gönüllü Hizmeti’nin son günü. Türkiye’ye dönmenin büyük mutluluğunu yaşıyor ve ben bunu gözlerinden görebiliyorum. Bu yüzden yolculuğumuz biraz duygusal, biraz hasta; ama hala gülerek geçiyor. Proje arkadaşım olan Mahmoud ise, kişisel sebeplerden dolayı projeyi bırakmak zorunda kaldı geçen hafta ve bu yüzden artık yola tek başıma devam ediyorum. Lizbon Oriente istasyonuna geldiğimizde Meltem’le kocaman sarılıp, kendi ülkemizde tekrar görüşmek üzere veda ediyoruz birbirimize.

Braga soğuk musun sen yine?

Otel odasından Braga istasyonu

Ben yola kaldığım yerden devam edip, Braga’ya varıyorum üstümdeki ince bluzla. Güneyden gelen biri olduğumu anlamak hiç zor olmasa gerek. Mont giymiş insanları görünce dehşete kapılıp, hırkamı aramaya başlıyorum sırt çantamda. Daha Eylül’ün ortasındayız ve hava şimdiden çok soğuk, demek ki kuzeyde olmak bunu gerektirir!

Bu kez eğitim yerini değiştirme ihtimalleri var demişlerdi; ama öyle olmadı ve ben şimdi yine aylar önce kaldığım otele doğru ilerliyorum. Bu tamamen Ulusal Ajans’ın insiyatifinde olan bir durum. Zaman zaman eğitim noktalarını değiştirebiliyorlar. Şöyle de bir durum var; Portekiz Ulusal Ajansı’nın merkezi Braga’da olduğu için, etkinlikleri burada gerçekleştirmek daha mantıklı geliyor.

Otel girişini yine sevimli notlarla donatmış sevgili eğitmenlerimiz; buluşma saatine kadar dinlenmeyi arzuluyorum. Kapının tıklanmasıyla oda arkadaşım Elina tüm enerjisiyle giriyor içeri ve Letonyalı olduğunu öğreniyorum. Sanırım Letonya’dan tanıştığım ilk kişi! Sonrasında da buluşma noktasına gidip diğer gönüllü arkadaşlarla tanışıyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse otuz kişilik grubun yirmisi aynı kasabadan geldiği için kaynaşmalık bir durum yok onlar bakımından. Geriye kalan bizlerse birbirini tanıma maksatlı oyunlar vasıtasıyla isimlerimizi akıllarda tutmaya çabalıyoruz.

Eğitim sadece dört gün mü..?

Altı gün olan on-arrial eğitiminin aksine mid-term eğitimi sadece dört gün. Bunun çok yetersiz olacağını düşünüyor pek çok kişi. Özellikle de epey yoğun görünen programa bakınca neden bir haftaya yaymadıklarını anlamıyoruz. Yine duvarlar flipchartlarla dolu ve doldurmaya başladık bile hepsini. İlk an çekilen fotoğraflarımızı duvardaki ağ haritasına yerleştirmiş eğitmenler ve ağları belirlemekse bize kalmış. Bu şu demek oluyor; kim kimi tanıyorsa, kendi fotoğrafıyla o kişinin ya da kişilerin fotoğrafları arasına bir çizgi uzatıyor. Dediğim gibi, hemen hemen herkes birbirini tanıyordu bizim gönüllü ağı haritasından da görülebileceği üzere.

Bu eğitim öncesi tanışmış olanlar, fotoğraflar arasında bir ağ kuruyor

Her ne kadar çok yüksek bir motivasyonum olmasa da buraya gelirken, hatta bir de hasta olmuş olsam da yeni insanlarla tanışmanın tadı her zaman bambaşka! AGH insanları her yerde bu enerjiye, bu güzel motivasyona sahipler ve tek yapmak gereken bu çembere katılmak.

Beklenmedik hadiseler…

Boynuma taktığım buffı gören Slovakyalı arkadaşım Ivana heyecanla, “Sen TOG’dan mısın?” diye soruyor; bense afallamış bir vaziyette onun Toplum Gönüllülerini nereden bildiğini ve buffımın üzerindeki logodan TOG’u nasıl tanıyabildiğine şaşırıyorum. Meğer erkek arkadaşı İstanbul’da Toplum Gönüllüleri Vakfı’nda, Avrupa Gönüllü Hizmeti yapmış bir yıla yakın. Bu ağ böyle işte! Bunu duyunca gerçekten çok seviniyorum ve uzun sohbetlere dalıyoruz Ivana ile.

Eğitmenler bize belli başlıklar veriyor; onların üzerine yoğunlaşmamızı, seçtiğimiz partnerle konuşmamızı, aslında daha derine gitmemizi istiyorlar. Ne yapmıştık bu zamana kadar? Peki aslında ne yapmayı planlamıştık? Proje bitip, eve döndüğümüz zaman planlarımız ne olacaktı? Yolun neresindeydik şimdi? Tüm bunlardan memnun muyduk? İşte bu sorularla bir nevi ayna koyuyorlar önümüze; kendi yansımamızı tanımlıyor ve özeleştiri yapıyoruz. Yapabiliyor muyuz?

Polonyalı Adam ile

Tiyatro yine eğitimin vazgeçilmezi! Resim çalışmalarımız da öyle. Bu seferki eğitimin en eğlenceli kısmıysa, yan odada on-arrival eğitimi alan bir grupla birbirimize ufak sürprizler yapmak oluyor. Hatta canlandırıcı oyunlardan bazılarını bahçede hep beraber oynadığımız bile oluyor. İçlerinde benim de tanıdığım yüzler var ve kaynaşmak hiç zor olmuyor eğitimden fırsat bulduğumuz boşluklarda.

Boşluklar demişken; yemekler bir önceki seferle tamamen aynı. Beni kendime getiren sarı çorba(mercimek çorbası aslında; ama ben ona böyle hitap ediyorum) hem öğle hem de akşam yemeklerinde bize ilk sunulan yemek. Onun sayesinde daha hızlı toparlıyorum ne yalan söyleyeyim. Vejeteryanlara, veganlara ve domuz eti yemeyenlere göre hazırlanıp sunuyorlar yemekleri her defasında. Eğitmenlerle yemek sırasında da epey sohbet ediyoruz tüm fırsatları değerlendirmek açısından.

Gün sonu değerlendirmeleri

Asıl değerlendirmeleri ise gün sonunda yapıyoruz; her gruba bir eğitmen eşlik edecek şekilde bölünüyoruz. Görebildiğim ve rahatsız edici olan tüm gerçekleri hiç sakınmadan söylüyorum her defasında. Bir çok katılımcı, eğitimin eğlenceli geçmesinden dolayı tüm olumsuzlukları unutuyor; ama bizim buraya geliş amacımız bunların düzeltilmesi için konuşmak. Çekindiklerinden midir bilmiyorum, bunları konuşmayı tercih etmiyor birçoğu. Braga’da güneş batıyor ve biz tüm bu değerlendirmelere bir ara verip birbirimize sarılarak izliyoruz gün batımının güzelliğini.

Geceleri ise bir şeyler içmek üzere dışarı çıkıyoruz. Tabi ben hasta bünyeme güvenmediğim için, her gece yapamıyorumbunu. Bir de bu soğuk hava yüzünden grip oldum ki sormayın; ama yine de oda arkadaşım Elina’nın ısrarıyla çıkıyorum dışarı.

Şansımıza dolunay var gece; önce Elina ile otelin önünde hoş sohbet ediyoruz ay ışığı altında, sonra büyük grupla şehrin içine doğru yol alıyoruz. Yakınlardan bir Fado sesi geliyor, hemen o sese doğru yürüyoruz birkaç kişi. Açık havada, ay ışığı altında Portekiz’in halk müziği olan Fado söylüyor birileri. Ne şans ama! Her dolunayın ayrı bir hikayesi vardır, bu seferkinin de bu olsun.

Photo by Tomi

Son gün…

Dördüncü günün sabahına geldik. Gönüllü olduğumuz dernek, koordinatörümüz ve projeyle alakalı geri bildirim yapmak için doldurulması gereken bazı formlar var. Formlar sonrası koca bir daire oluşturup, sırayla bir kibrit yakıyor ve ateş sönene kadar konuşuyoruz. Ateşin hiç yanmadan sönerse, o da senin şanssızlığın oluyor.

Bu eğitimin on-arrival gibi olmayacağını bildiğimi ve hakikaten de olmadığını söylüyorum. Ve dört günün gayet makul olduğunu düşünüyorum, fazlası sıkarmış gerçekten. Bu eğitim süresince bizi güldürmeyi başaran Fransız bir arkadaşımız var; Miguel. Ona da ayrıca teşekkür ediyorum. Bunu duyduğuna çok sevinen Miguel, ayağa kalkıp yanıma geliyor bana sarılmak için. İşte eğitimlerin en güzel yanı kurulan bu bağ ve bu ağ! Kibritim sönüyor, vakit doluyor.

Son kez hep beraber öğle yemeğimizi yiyip, bir yerlerde görüşmek üzere vedalaşıyoruz.

Not: Ivana’nın İstanbul’da AGH yapan erkek arkadaşı Sebastian ile, bu eğitimden on ay sonra Balkanlar’da gerçekleşen bir projede beraber yer aldık. Ah bu gençlik platformu!..

Leave a Reply

universelinblog